Hiçbir nesne gören olmadığı sürece kendinden menkul görünürlüğe sahip değildir. Bir nesneyi göremediğimiz sürece onun bizde bırakabileceği bir deneyimden bahsedemeyiz.
Duyular aracılığı ile bütün nesneler zihinde bir anlam ve manaya sahip olabilirler. Dolayısı ile gerçeklik dediğimiz bu yapı içeride inşa edilir.
Bir şeyin Ben dediğimiz alan ile ilişkisi, nesnenin tek başına sebep değil, ben denilen alanla birlikte çıkardığı sonuçtur.
Örneğin bir Virüsün etkisi, ona olan benim vücudumun tepkisi ile var olabilir. Bir deneyim, bir etki ben ile nesnenin kurduğu iletişimdir. Böylece fiziksel bağışıklıkta virüs nesnesi ile kurduğumuz bir sonraki iletişimde ne tepki verdiğimiz gibi Zihinsel Bağışıklık denilen bir nesneyle kurduğumuz etkileşimde ondan ne derece etkilendiğimiz de duygusal katmanımızın tepki yoğunluğudur.
Bir Göz olduğumuz sürece bir görüntü gözümüzün önünde vuku bulabilir. Göz değişirse görüntü değişebilir, çünkü nesne kendi görüntüsünü oluşturamaz. O zaman bakış değiştiğinde zihinsel alanınızda ne varsa aynı bir ayna veya yansıtıcı yüzey gibi bize onu verir. Dolayısı ile değiştirmek istediğimiz bir şey varsa bu nesneden ziyade zihinsel alanımız olmalıdır. (Damla Dönmez)
Nesneyi olduğu hali ile deneyimlemek, zihinde bulunan kirleri temizleyerek olur. Zihni Nötrlemek, olanı olduğu haliyle görmek için önemlidir. İçsel olarak çatışmasız, çelişkisiz ve Nötr bir bakış gerekir.
Yazımın bundan sonraki bölümlerinde, tabi eğer dayanabilirseniz hem bu sadeleşmenin hem de tam tersi karmaşıklaşarak Samsara döngülerine ve Dünya Cehennemine hapsoluşun izlerini takip edebileceksiniz.
Bölüm 1
İnsan Materyali
Ünitenin ve üç boyutlu var oluşun dışındaki henüz farkındalığı olmayan, ancak tesirlerin kararsız şekilde yarattığı Elementallere düşüncesinin yönelimine göre Elemental çeşitlerini kendine çekerek adeta manyetik bir çekim alanı oluşturur gibi bağlanan tek bir düşünce birimi; kendine ait bir varlığın oluşumunu sağlayan tesirler ve Elementallerin birbirlerine çekim bağı ile varlık biçimini oluşturur.
Bu düşünce birimine ister ruh deyin ister hiçlikte bir bilinç, o oluşturduğu varlığın kendisi değildir. Ve üç boyutla ünitenin üzerindeki hiçlik arasındaki bu Elementallere ve diğer oluşan varlıkların bulunduğu Eterik alanda yaratılmış bu varlık, zamanın başlangıcından sonuna kadar ona hizmet eder.
Varlık, Eterik düzen içerisinden, ünitenin ve Eterik yaşamın altındaki bizim bildiğimiz kısmına erişimini, maddenin temel birimindeki şekilsiz, basit haline bağlanarak sağlar. Başlarda basit madde oluşumlarına bağlanır ve çok daha uzun süreler bunların kontrolünü ve yaşamını algılar.
Belki milyon yıl sonra da tesirlere ve Elementallere daha çok bağlanarak daha bilinçli basit organizmalara dönüşebilir, tek hücreli canlı materyallerini oluşturup o şekilde gelişebilir ve tesirlerin yardımı ile basit yaşamsal kararlar alarak belki birçok kez bu şekilde var olup, kendisinin ve üç boyuttaki iz düşümü olan o yaşamın evrimini sağlar.
Bölüm 2
Tesirler
Hiçliğin içinde bir düşünce belirdi. Olmak. Düşünce, temel yüksek tesirlere dönüştü. Üç boyutlu ünitenin üzerinde bir yaratım gücüdür bu. Işığı, büyük patlamayı ve Evreni tasarlayandır. Var olan her şey kolektif bilinç ağında ona bağlıdır. En minik düşüncelerden büyük buluşlara kadar fikirler daha beyin Snaps’te oluşmadan önce bu ortak bilinçten ve dolaylı olarak tesirlerden beslenir.
Tesirler; tıpkı yüz maymun deneyinde bir adadaki belirli sayıda maymunun bir davranışı öğrendiğinde o adaya ulaşımı imkânsız olan karşı adadaki maymunların da aynı davranışı kolektif bilinçten tıpkı internetten indirir gibi çekip öğrenebilmesi gibi, var olduğu kanıtlanamaz ve öngörülemez şekilde durup dinlenmeden an içinde yeniden, yeniden yaratır gerçekliği.
Tesirler, yüksek matematiğin kendisidir. Bir sineğin kanat çırpışları arasındaki sonsuz zaman biriminde tüm evreni yıkıp yeniden var edebilir. Her varlığın herhangi bir zaman dilimindeki herhangi bir eyleminin yıllar sonraki Karma’sını daha eylem oluşurken bir spiralde var eder. Varlık yıllar içinde o eylemin etkisini çoğaltır veya azaltıp yok edebilir. İşte tüm kural budur aslında. Eylem ve sonuç. Doğru ya da yanlış değil. Tesirler, milyonlarca yıl içerisinde, onun kuralları altında evrimleşen zihnin, kendisi ve çevresini etkileyebilecek kararları bir çeşit ayna gibi varlığına geri dönmesi, yaşayacaklarını etkileyerek ilerlemesine neden olur.
Varlık tıpkı kanserli bir hücrenin çevredeki hücreleri giderek daha hızlı şekilde tüketip kendine katması gibi deneyim kazandıkça daha fazla Elemantale bağlanıp tesirlerle kendi varlığına katmakta kademe atlayarak bildiğimiz evrende daha üst seviyelerde bedenlenir.
Ancak bu üç boyutlu bedenlenmeler ve yaşamlar arasında tesirleri ve Elementalleri birleştirme deneyimini Eterik düzeyde yaşadığı zaman aşamaları vardır. Varlığın üç boyutlu evrende canlı bir varlığı evren maddelerini kullanarak var edebilmesi ve o formda yaşayabilmesi için bir alt Eterik bedene ihtiyacı vardır.
Bu Eterik bedenin üç boyuta bağlanabilmesi içinse kendini deneyimlediği, gezegenlerin Eterik alanında tıpkı bir bitki gibi bağlı şekilde milyarlarca senesini geçirdiği dönemler olur. Varlık böylece toprak taştan insanlığa çeşitli aşamalarda bu alana dönerek önce Eterik olarak var olur ve bir üst üç boyutlu bedenlenmeye uzun müddetlerce hazırlanır.
Bölüm 3
Karma
Tesirler kaostan türeyen sonsuz düzenleri ve tam da o an düzenden kaosa sürükleyen kolektif bilince bağlı en küçük ve en büyük varlığın kendi eylem spiralleriyle (sebep ve sonuca götüren eylemin izlerini etkileyen her türlü ikinci eylem izi ile) her parçası dinamik bir yaşam döngüsünü her yaşam biriminin birbirini etkileyebildiği, kendi evrimini ve var oluş şeklini değiştirebildiği kuşaktan kuşağa epigenetik olarak aktarabildiği üç boyutlu bir yapıyı son derece hassas şekilde olmak üzere yönetir. (Tanrının gözü)
Bu düzen planı içerisinde varlığın evrimini sağlayacak üç boyutlu evrendeki planı için tesirlerden etkilenmesi, aldığı kararlara yön verirken diğer varlıklardan gelen tesirlere göre yeni kararlar alması, kısaca kendine geri dönüş aldığı her türlü nesneden yeniden etkilenerek karma spiraline yön vermesi kısa ya da uzun zaman döngülerinde kendini belli eden sonuçlar (Samsara) yaratacaktır. Varlık, ya olanı algılayıp kendinde meydana gelen arzuyu veya isyanı bitirerek nötrleşecek veya bu düşüncelerinin bir çekimi olarak karma ona benzer etkideki tesirlerle gelen durumları tekrar ve tekrar yaşatacaktır.
Üçüncü boyutta varlığın temsil ettiği ve doğal olarak kendi planı doğrultusunda tesirlerin de etkisi altındaki bedene ait zihin, etkilendiği bir tesiri kendi sınırları çerçevesinde sentezleyecek, karar verecek ve bir eylem uygulayarak sonucunu tesirin koyduğu kanunlar içerisinde yaşayacaktır.
Bu yasaya göre birine çok acımak vah vah etmek, ya da alay ederek aşağılamak, onun yaptıklarını ayıplamak veya tam tersi ona imrenmek, onun gibi olmak veya onu arzulamak arasında hiçbir fark yoktur. Hepsi yaşamın bir yerinde tıpkı bir keskin nişancının tüfeğinden atılmış bir kurşun gibi günün birinde kendimize aynaladığımız ve o konudaki eylemimizin devamı neticesinde güçlenecek veya zayıflayacak olan şiddette yaşayacağımız geleceğin tohumlarıdır. Dolayısı ile yaşadıklarından korkmak veya isyan etmek karma planında spiral çizgisinin kalınlaşmasına, daha da güçlü etkiler yaşamamıza neden olur. Ta ki olay nötrleşene ve zihni ve bedeni yerinden oynatmamacasına değin varlık için bir hiç olana kadar.
Karma, içerisinde bulunulan bir fırtına gibi adım attığımız her yere götürdüğümüz, tesirlerin bizimle iş birliği neticesinde kişi ve olayları yeniden düzenleyerek görünüşte bambaşka bir ortamda yeniden yaşamamızı sağlayan bir kanundur. Kaçmak, saklanmak, isyan veya üzüntü olayların seyrini değiştirmez. Yüzleşilmeli ve zihnin bağlı olduğu kolektif bilince her ne olursa olsun güvenilmelidir. Ölüm bir kurtuluş değildir. Varlık bu durumu tıpkı rüyadaki gibi hem Eterik düzeyde yaşayarak muhasebeleştirir hem üç boyuta dönerek yeni bir yaşam zamanında yeniden oluşturur.
Karma oluşturmadan kendini nötrlemenin tek silahı, istek duymanın yok edilmesidir.
Ruhun Kirleri: (Her biri bir alttaki maddeyi doğurur).
1.Kâma: Arzu, istek; şunu istiyorum, bunu istemiyorum, güzel, çirkin, iyi, kötü...
2.Kradha: Öfke, yerine gelmemiş arzular.
3.Lobha: Aç gözlülük. Daha fazla, daha da fazla istemek. Dolmamak.
4.Madha: Kibir, ben, benim, ben yaptım...
5.Moha: Akıl tutulması (yukarıdakilerin sonucunda).
6.Matsarya: Kıskançlık. Ben istedim, Ona gitti, Onda var bende yok.
Böylece başta istek olmak üzere isteğin ulaştığı tüm diğer duygular yapılması zor olan kontrol etmek eylemi yerine yok olmuş olacaktır. Küçük sarmallar ve büyük yaşam döngüsü Samsara’dan kurtuluşun yolu arzu tohumunu yok etmek ve istek ormanından tüm ağaç köklerine varıncaya kadar kurtulmaktır.
Kali Yuga
Mahabarata: Bhagavad Gita’da söz edilen 1000 çağlık dönem Brahma’nın 1 gününe eşit ve bu çağlardan her biri dört Yuga’yı içerir. Buna göre aslında toplam sürenin bine bölünerek hesaplanması gerekir. Kali Yuga’nın son Alacakaranlık döngüsü 2025 – 2125 arasındadır.
Sonsuzluğun içinde tekrarlanan Tanrısal bir günün kullandığımız birim üzerinden süreleri ise şöyledir:
MAHA YUGA (DÜNYANIN 4 YUGA EVRESİ)
Şimdi Kali Yuga’nın son Alacakaranlık döneminde olduğumuz söyleniyor. Kali Yuga sonsuz sayıda yinelenenlerin arasındaki en karanlık dönem. Vişnu’nun onuncu enkarnasyonu Kalki’nin etkisinin görüleceği tarihler olarak biliniyor.
İşte biz tam da şu an burada; Tanrı bilincinin negatif en düşük birimini yaşadığımız kıyamet gibi günlerde geçiriyoruz.
Bölüm 4
Kehanet Günleri
Düşünceler kolektif bilinci, kolektif bilinç gerçeği etkiler. Düşünceyi etkileyen Dünya çapındaki tüm sanatsal aktiviteler ortak bir duygu durum bilincini, dolayısı ile ortak geleceğin şekillendirilmesine neden olan kelebeğin kanat çırpışlarıdır. Son yüz yılda bilincimize yüklenen ve epigenetik olarak aktarılan korku ve hüzne bir bakalım, beraberinde yalnızlık, paranoya ve depresyonu reklam ürünleriyle gidereceğimizi düşündüğümüz açlığımız Dünya’yı nereye götürüyor dersiniz?
Tüm bu korku bilinci insan varlığından taşa toprağa kadar tesirin eylemlerimizle doğru yanlış demeden iş birliği yaparak, korku dolu zihinlerimizin üretimleriyle, hayvanları korkutarak, esir alarak, onların o enerjiyle ölüp bizim besinimize dönüşerek Eterik bedenlerinden akan Elementallere bizi daha çok korku eylemi içerisine soktuğu, kolektif bilince bu zehri oluk-oluk akıttığımızda gelecek kehaneti tam da bugün dinlediğimiz şarkıların yalnızlığı ve en eğlencelisi bile sarkastik aşağılamalarla ve aslında korkuyu aktive eden negatif bilinçle üretilmiş filmlerin üzerimize yapıştırdığı Elementaller ve bunların ürettiği düşük frekanstaki Eterik oluşumların eylemlerimizi ve bu üç boyuttaki yaşam ağını etkilemesi sonucu doğal olarak negatif bir zaman olacaktır.
Ve evet, hayvanlar, bitkiler, stratosfer, denizler, toprak maddesine bağlı varlıklar bile bu korkunun tepkilerini ve sonuçlarını yaşıyor, yaşatıyor olacak. Bir kıyamet gibi çökecek üzerimize kendi negatifliğimiz. Bu yüzden haber ajanslarının yüksek izlenmek uğruna hep daha kötüyü bulmaya çalışması, bize hüznün milyon çeşidini yaşatan yalnızlık dolu şarkılar, korku ve hüzün dolu filmler, toksik ilişkiler, bunların hepsi bize Eterik varlık düzleminde bir tortu ve yeni karma döngüleri yaratıyor. Ne düşündüğümüze, neyi oldurduğumuza dikkat ederek daha iyi bir gelecek inşası için şansımız olabileceğini düşünüyorum. Ancak 2018 Şubat’ında birkaç gün aynı iç görüleri üst üste aynı şekilde gördüğüm bu durugörü, duygularımla çelişiyor.
KEHANET
Bir fırtına kopacak. Bundan böyle asla dinmeyecek yoğun toz ve sıcaklıkta gökyüzünü yaran yıldırımlar, dağları bile dümdüz edebilecek bir güçle yüzen bu kül rengi dev girdapları aydınlatacaklar. Hortumlar içlerindeki kor ateşe karışmış zavallı ruhlarımızdan beslenecek. Bir anda ve her yerdeler. İç kısımlarında binlerce devirlerde ama dıştan ağır bir kütle gibi dönen sarmallar saracak yeryüzünü. Çaresizce seyredeceğiz.
İçine aldıklarının ruhu çekilecek adeta. Önce çok öfkelenecek güce tapanlar. Kısa sürede bu kızgınlık ve alaylı gülüşler yerini dehşete bırakacak. İnlemeler, ağlayışlar saracak şehirleri. Bilmelisiniz ki bir çağın kapanış sesleridir bunlar. Hortumlarla savrulurken aslında teslim etmediğimiz her kötü niyetin, her hüznün, negatifliğe dair her şeyimizin bize nasıl yapışıp kaldığını anlayacağız delirmeye yakın.
Fırtına dönüştürecek her şeyi. Yağmurlar yıkayacak şehirleri. Bildiğimiz, kendimizi dayandırdığımız her şey tek tek yıkılana kadar. Ve Karma olacak bu hortumlarda. Ölüm kadar hızlı, anda meydana gelen döngülerle diğerine yaptığını yaşatacak her an insana. Dayanamayacak zalimler, bir hortumdan diğer hortuma yanlarında taşıdıkları öfke ruhlarından çekilirken, her bir kötü düşünceleri sanki kendilerine yapılıyormuş gibi hissedecekler. Tıpkı engel olamadığın bir kâbusun içindeki gibi, zihinler bu baskıyı kaldıramayacak. Azaplı yakarışlar yankılanacak hortumların derinliklerinde. Bu dehşetin tohumlarını zaten kendilerinin ektiğini bilseler de yapmamış olmayı dileyecekler.
Herkesi alacak fırtına. Ta ki bu hasta toplum yok olup herkes herkesi bir ebeveynin sevdiği kadar çok sevebilene kadar. Katiller, öldürdüklerinin yerine kendisinin öldürülmesini dileyecek. Keşke! Diyecekler. Fırtınanın içindeki her dönüşte sonsuz kez sahnelenen hüzün ve azaptansa eziyet ettikleri varlık olmanın çok daha iyi olduğunu çözebilene kadar, herkes yaptığını tadacak.
Fırtına için ne yaptığının bir önemi yok. O her şeye karşı tarafsız. Acımasızsan kendini bulacaksın. Sevgi doluysan bu sevgin seni yukarılara taşıyacak.
İnsanoğlunu öğüttükçe açlık ve nefret yerini önce acizliğe, sonra sevgiye bırakacak. Bütün kötü hisler ruhumuzdan emilirken aslında onlara hiç ihtiyacımız olmadığını göreceğiz hep birlikte. Açlığımız bitecek, nefretimiz büyük hortum sarmallarının içinde toz parçalarına ayrılıp dönüşecekler.
Yağmurlar yıkayacak şehirleri. Ne güzel. Fırtınada bin gün geçmiş olacak da bir Çınara bakan tam da o an, ben o Çınarım diyecek. Bir diğerine bakan, “Ben; O’yum, O da bendendir” diyecek içinde demirlemiş sevgiyle.
En son bizden geriye saf bir sevgi kalacak. Her bir şeye karşı hissedilen. Her şeyle bir. Bu kimi için yıllar süren fırtınayla birlikte tamamlanabilecek bir döngü olacak belki de. Ama hepimiz sonunda fırtınadan önceki zihnimizle çözülemeyen evrene karışacağız.
Fırtınadan onca acıya rağmen değişemeden yarı deli halde çıkanlar, nefretleriyle defalarca yüzleşmiş ama uyum sağlayamadıkları sevgiye yabancı olacaklar. Kendilerini sıkıca bağladıkları ve şimdi daha ilkel haldeki zihinleriyle, bu yeni taş devrinde alt bir yaşam türündeki yeniden başlangıcın ebeveynleri olarak yeryüzünde var olacak, yaşamı baştan başlatacaklar.
Fırtına hasadını alacak. Karma yeniden yavaşlayacak. Yeryüzü yeni bir fırtınaya kadar yeşerecek. Tanrı’nın her nefesinde bu tekrarlanacak.
İşte aşağıdaki hikayeler, bu fırtınaya tek bir adım atmış insan ve diğer canlıların varoluş sancılarıdır. Fırtınada tek bir saniye, sizi ve bağlı olduğunuz tüm yaşamları sarsacak ve bazen de kendi Cehenneminizde son bulacak yeni bir Samsara’ya sürükleyecektir.
Bölüm 5
Bir Döngü Hikayesi
Neredeyse yüz senedir bu bölgedeydi. Şimdi yukarıdan gördüğü şu sokak bir zaman önce tarım arazisiyken, hatta ondan daha da önce geniş bir alan zeytinlikken buraya gelmiş olmalıydı. Sokağı gören yüzlerce gözü ve buna bağlı zihinleri aynı anda tek bir şeye odaklandı, sonra bunun yakından geçen bir insan-çocuk olduğunu anlayıp tekrar yüzlerce farklı düşünce ve görüşe dağıldılar.
Yolculukları sırasında istemeden oluşturduğu bu klan bireyleri kendisinin kopyaları olduğu için her bir kopyanın düşüncesini hissediyor, gözlerini kapatsa bile etrafı onların gözlerinden görüyor oluşu tehlike anlarında adaptif olsa da genel olarak yorucuydu.
Klan kalabalıktı. Ama kendisi neye ihtiyaç duysa hepsi aynı ihtiyacı hissediyor, nereye gitmek istese onlar da aynı isteği duyup peşinden geliyorlardı. Böyle bir kalabalığın tek bir zihin gibi davranması aslında yalnızlığın ta kendisi olmalıydı. Şimdi de her bir birey insanla iletişim kurmayı istiyordu. Bir şaka gibi hepsi onun bu iletişim için neler yapabileceğine odaklanmış, hayatlarının en büyük amacı olarak benimsemişlerdi. Şimdi hepsi insanla konuşabilecekleri zamanı bekliyorlardı.
İnsanlar zihinsel olarak yüksek varlıklar olsa da hem çevrelerine hem kendi türüne karşı zararlı bir ırktı. Bu yüzyılda çeşitli insan dostları olmuş; O insan dillerini anlasa da insanların algı yetersizlikleri yüzünden aralarında tam bir iletişim kurmak için etkili bir yöntem bulmayı keşfetmek kendisine düşüyordu.
Onların dilini anlayabiliyordu. Yapması gereken sadece bu sesleri çıkarabilmek. Aklında yakın bir tarihte duyduğu… Bir dakika; yoksa yakın değil miydi? Yaptığı yolculuklar yüzünden etrafında geçen zaman öyle karmaşık bir hal almıştı ki tam zamanı kestirebilmesi imkansızdı. Bazen insanların çıkardığı türden melodik sesleri ezberliyor ve bu sesleri çıkararak onlara ulaşabileceğini düşünüyordu. Çünkü etrafta dolanırken birçok farklı insan yuvasından aynı anda aynı melodik seslerin geldiğini deneyimlemişti birçok kez. Şimdi bir daha denemeliydi. İçinden tekrar etti:
– Ben gene sanaaa vuuurguuun… Ben gene sanaaa vuuurguuun heey…
Ama bu sesi çıkartmak o kadar kolay değildi işte:
– Ge..NGeergh! SkAA..Naarg! VGuur..NGuurgh!
Birden bir insan-kadın elinde bazı yiyeceklerle kendisinin bulunduğu yöne bakan kapıda belirdi.
– AAy! GitBePis! Bu ne böyle Sertaaaç!.
Oradan acilen ayrılmalıydı. İnsan-kadın geldiği yönden başa sarılan bir filmde olduğu gibi geriye doğru birkaç adım attı. Havada bir MARLBOROMAN belirdi ve kayboldu. Aniden gece oldu. Bir tavuk kahkaha atar gibi IH-ıh-ıh-ıh dedi. Ve yine gündüz. Yedi deniz anası milyonlarca yıl öncesinden bir anlığına şimdi içinde oluşan katmandan süzülerek geçtiler. Yüzlerce karga bir anda sola baktı. Sonra gözden kaybolup bir çatıda belirdiler. Çevredeki her varlık birkaç saniye için ortak bilince bağlandı. Ama sonra unutup normal birey hallerine geri döndüler. Böylece kendi varlığını o zaman-mekândan sildi ve karşılaştığı o insandan takribi 3 saniye öncesine dönüp uzaklaşmayı seçti.
Eskiden bu yok oluşlarda zaman kaymaları yaşanmıyordu. Şimdiyse konsantrasyonu o kadar zayıftı ki; o anı bükerken bölgedeki birkaç zaman dilimi aynı anda var oluyor, her defasında kontrolü daha da kaybettiğini ve belki de yaşlandığını hissediyordu.
Başlangıca dönme zamanının geldiğini anladı. Tüm konsantrasyonunu toplayıp geçmişe, klanın ilk üyesine ulaşmak üzere zeytinliğe geri dönmeliydi.
Sokakta birkaç kişi toplanmış, az önceki karmaşada görebildikleri kadarıyla bazı şeylere şahit olanlar, yerdeki jöleye dönmüş dev deniz anası parçasına hayretle bakıyor, onu dürterek birbirlerine hararetle bir şeyler anlatıyordu.
Tüm dikkatini şimdiye odakladı. Zihninin varlıklar için tanımlamalarını serbest bıraktı. Her şey şimdide vuku buluyordu ve hiçbir şeyin tanımını bilmediği bir zekâ içine doluyordu şimdi. Bu ortak tek bilinci kullanarak aklında sokağın önceki görüntülerini üst üste yığmaya başladı. Bir defterin sayfaları gibi görüntüler üst üste kendisine görünürken gerçekte de sokağın üzerine bu katmanlar havadan düşer gibi geçiriliyor ve yeni bazı fenomenler gerçekleşiyordu.
Sokakta bir insan-erkek onun kaybolup etrafta rastgele tekrar belirmelerine hayretle bakarken sessizce silindi. Oyuncak bir ayı koşarak caddenin bir tarafından diğer tarafına geçti, peşinden bir kedi sitenin çalılıklarına atlayıp kayboldu. Site bir inşaata dönüşürken Turgut Özal kahverengi 84 model bir Mercedes’te yan koltuktaki eşine; “Semra şu kaseti koy da havamızı bulalım”. Diyerek mahalleden geçti. Bir basket sahası dolu ördek yumurtladı. Robot bir kol park halindeki bir araca saldırdı. Bir kadının gözü kafası kadar büyüdü. Göz kırptı ve hep birlikte yok oldular. Elinde kemerle bakan çocuğa doğru bir adam “Oğlum Bak Git!” dedi.
Gece oldu. Yerdeki lagar kapakları açıldı ve siyah sis gibi insansılar deliklerden sokağa tırmandılar. Bir insansı parlayan gözleriyle yandaki binayı süzdükten sonra dört ayak üzerinde çevik ve hızlı hareketlerle içeri daldı. Bir çekirge sürüsü ağaçlara saldırırken binalar yok olmuş, asfalt silinmiş ve işte tarlalar gözüküyordu.
Ve yine gündüz. Tek tük evlerde bağıran birkaç köpek sesiyle ağaçlar belirginleşirken bir taşın üstüne tünemiş halde kendi gençliğini gördü. Başladığı yere geri dönmüş, tıpkı bir önceki nesil ona ulaştığında hatırladığı andaki gibi geçmişteki kendisine ulaşmıştı. Zihinleri birleştikçe genç karganın algılayışı giderek arttı ve bildiği tüm varoluş bilgisi ona aktarıldı. Buraya ve kendi gençliğine özlemle baktı.
Yeni zaman bükücü yaşama hazırdı. Benliğinin bir kopyası ile İnsanla iletişim kurma isteği de artık genç karganın göreviydi. Klan kopyaları kendi bulundukları tarihlerde birer potansiyele dönüşerek bu tarihte yok olduklarından etrafa sessizlik hakimdi. Huzur içinde ölümünü beklemeye koyuldu.
Birden yeşil bir otobüs belirdi. Otobüs; BEŞ…YÜZ…TE…TUZ…LA…CEVİZLİBAĞ…Dedi. Yanan bir çalı bir insan-erkeğe bazı şeyler söyledi. Hızlıca beş kez uygarlık yükseldi ve beş tufanla son buldu. Bin sümüklüböcek toprağın üstüne çıktı, sonra kazarak geri indiler. Anlaşılan eski bedeni ölmüş, güç yeniden kendisine, yani genç haline geçmişti.
İçindeki istekle bir insan aramak üzere havalandı ve gözden kayboldu.
Bölüm 6
Deney
– Lütfen geçerli bir giriş yaparak yeniden dener misiniz? Vücudunuza ulaşamıyorum.
– Siz yardım etmek istemiyorsunuz ki! Bakın bağırsak birimimin son Oracle güncellemesinden sonra tüm yaşam sürümlerim de dahil ana zihnime ulaşabilir hale geldim. Ne kadar iğrenç olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Karımın önceki yaşam sürümünde bana işkence eden bir Nazi olduğunu öğrendim. Bu sizce önemsiz bir sorun mu? Üstelik sizinle açıkça bağlantı kurabiliyorum. Sizce size nasıl bağlıyım? Bedenimin acilen sonlandırılmasını istiyorum. Yemin ederim bu kodu bugün yaşayan tüm bedenlere bulaştırırım. Siz uğraşırsınız.
– Üzgünüm ama DeepMind böyle bir durumda sadece danışman devletinizle iletişime geçerek vücut parçalarınızın kopyalanabilmesini sağlayabilir. Yeni bir bağırsak istiyorsanız size ancak bu sağlanıyor olacak. Dediğiniz gibi sonlandırmalarda tıpkı intihar gibi birkaç sene ana zihninizle bağlantınız kesilir, sistemle yeryüzü yazılımı arasında kalırsınız.
– Anladım. Ama yeni bağırsak falan istemiyorum. Bakın şu an her şeyi yavaş çekim görüyorum; önümdeki sineğin rotasını biliyorum. Hangi yaprağın kımıldayacağını istemeden sezinleyebiliyorum. Neden? Bunu bilmeden yaşamak için Network’de tam 60 sene dünya ortamına toprak şekillendirmesi işleminde zihnimi kullandınız. Bu da iki yaşam hakkı daha demektir.
-DeepMind’ın yaşam fonksiyonlarına ait güncellemelerinde indirmiş olduğunuz kod yok. Muhtemelen bir saldırıya uğradınız. Kayıt almam için nasıl olduğunu ayrıntılı anlatır mısınız?
-Solara’nın beden hareketlerini yapıyordum. Şu zamanı bükmekle ilgili elleri önde birleştirip zorlayarak yana doğru yavaş bir şekilde açma hareketi. Birden metabolizmam zamanda hızlandı. Tüm beden kaynakları hata vermeye başladı, yerimde oturamaz oldum. Bağırsaklarım gaz doldu ve bu durumu dünyadaki danışman devletime bildirdim. Yeni yazılım yüklendikten bir müddet sonra nasıl olduysa kök dizinime eriştim.
-Solara dediniz. İnançlı mısınız? Böyle bir kayıt görünmüyor.
-Kök dizine erişip sizi hatırlayınca sezgisel olarak silinmiş olmalı.
-Bunu araştıracağız. Takdir edersiniz ki bu sürümde yedi milyardan fazla bağıl insan sistemi yaşıyor. Son 10 yılda her şey hızlandırıldı. Gezegen yazılımı yaklaşık 20 yıl içinde sonlandırılıp baştan başlatılacak. Dünya için almış olduğunuz bedenleri başka bir yazılıma taşıyabiliriz, ancak deneyimleriniz oradaki bedeninize gelmeyecektir.
-Dalga geçiyorsunuz herhalde. Bu deneyimle aynı sorun yeniden yaşanırsa taş devrinde ne yapacağım? Derviş mi olacağım? Üç boyutlu yazıcı bile olmayacak orada kolum bacağım koparsa ne olacak?
-Size sunabileceklerimiz bunlar. Danışman devletinizle bağlantıya geçip yeni bağırsak sisteminizi sipariş edin. En iyi sürüme geri yükleme yaptığınızda vücut kendini toparlar.
-Teknik desteğe bağlanmak istiyorum.
-Lütfen evin terminal bulunan bir noktasına geçin. Nöral bağlantılarınızı kapatıp bekleyin. Teknik destek en kısa sürede bağlantıya geçecek.
-Merhaba.
-Evet merhaba. Daha ilginç bir halde olamazdınız.
-Bulunduğunuz evde DeepMind şirketine ait tek materyalimiz bu… Üzgünüm.
-Harika! Antika bir duvar saatisiniz. Teşekkür ederim. Bakın geçen her saniye acı çekiyorum. Tüm hayatlarımı hatırlıyorum. Kime nasıl zararlar verdiğimi, burada alacağım puanı, tüm amaçlarımı biliyorum. Siz de bir gün bedenleneceksiniz; bu haksızlık değil mi?
-Bazı ayarlamalar yapmam için geçerli bir vücut girişi yapar mısınız?
-Ses girişi yapamıyorum, güncellemeden sonra hangi yaşamdakini kullandığımı bile karıştırıyorum. Kodla giriş yapmak zorundayım.
-Olur, bekliyoruz.
-dpmnd get; pln-x root: xxxxxxxxx
-Teşekkürler. Bekleyin lütfen. Bu sırada kaslarınızda seğirmeler ve yüksek anı akışı olabilir. Endişelenmeyin.
-Tamam.
-Pardon! Şu plankton ve eklem bacaklı olduğum zaman kaydedilen dosyaları silebilir miyiz? Gerçekten iğrenç gözüküyorum. Üstelik madde üzerinde hakimiyetim çok kısıtlıydı, kendi farkındalığıma bile sahip değilim. Pff çıyankenki ayaklarım sanki hala bana bağlılar.
-Üzgünüm. Zincir tabanlı sistemlerde 7 milyar kişinin de kayıtlarında sizin bu haldeki yaşamlarınız bulunuyor. Bunu yapabilmek için diğer hizmet veren şirketlerin veri tabanları ile de tüm yapıdan silinmenizi bekliyoruz.
-Peki beni sonlandıramıyorsanız bari vücudun en iyi sürümüne geri döndüğümde bu yaşamı ana zihnimi hatırlamadan yaşayabileceğimin garantisini veriyor musunuz? Şu an bir sonraki potansiyel yaşamın oluşmuş dosyalarını bile görüyorum. Sinirlerim bozuldu.
-Dosyalar tüm vücut parçalarında kullanımda. Şirket hepsini değiştirmeniz durumunda hatta son on yılınızı silmemiz durumunda bile bu yazılımın kendini kopyalayarak yayılmayacağının garantisini veremez.
-O zaman bu zihnimin varsayılan sürümünü geçmiş bir yaşama taşımanızı istiyorum.
-Evet buna onayınız ile geçiş yapabiliriz. Geçmiş yaşamınızın kayıtlı son 23 yılına döneceksiniz, inançlı olduğunuz bu sürümde bizi yine Tanrı olarak bileceksiniz. Daha ilkel teknolojideki yarı bilinçli bu hayat kaydına dönmeyi onaylıyor musunuz?
-Onaylıyorum.
………..
1939. Yıkıntıların arasında gözlerini sımsıkı kapatmış 20 yaşlarındaki Yahudi, bir Alman askerinin işkencesi altında. Gözlerini acıyla araladığında önünde asker, biraz uzakta Arlon marka duvar saatini görüyor. Tanrı biliyor ya aklındaki tek şey hayatta kalmak ve torunlarına Nazi hastalıklı ruhunu anlatırken bu saati onlara ulaştırarak bugünlerin hiç unutulmamasını sağlamak.
Birkaç kuşak sonra kendine miras kalacağını bilmeden, saate bakarak bayılıyor.
Bölüm 7
BEYAZ ŞAPKA DENEYİ
Her bir şeyi sevemeden ilerlemek mümkün mü?
İnsan birine kötü davranıyorken bir başkası neden bana kötülük yaptı diyebilir mi?
Kendisine yapılana aynı şekilde karşılık vermek isteyen biri hasmıyla çatıştığında, sürekli yeni kötü eylemlerle yaratılan bu döngüden kurtulabilir mi?
UZADUYUM
Literatürdeki anlamı Telepati olan Uzaduyum kelimesinin maymunlar üzerinde yapılan bu deneyde kullanılmasının nedeni; Drone kullanımındaki hareketin; temelde beynin motor fonksiyonları üzerindeki hakimiyetinin bir yansıması ile tıpkı başka bir organı kontrol eder gibi oyun kolunu kullanarak yapabiliyor oluşundan kaynaklanıyor.
Böylece, genç maymunların klan içerisinde yiyecek ve çiftleşmek için partner bulmak gibi yeteneklere sahip ancak yaşlanmakta olan başka bir maymunu, onun haberi olmadan gözlemleyerek kopya davranışlar yaratmak suretiyle klandaki becerilerini arttırmak, öğrenim süresini azaltarak klan entelektüel seviyesini bir üst aşamaya taşımak deneyin ana fikriydi.
Oyun kolu kullanımının öğretilmesi için maymunlar her sabah uyandırılıyor, uçar vaziyetteki drone’un önüne bir muz koyularak onlardan muz yönüne hareket etmesi bekleniyor ve böylece drone muza ulaştığında kendilerine bir adet muz veriliyordu. Drone hareketi her defasında değişecek şekilde muz sağ ileride, sol aşağıda ya da yukarıda bir alana koyularak oyun kolundaki hareketlerin öğretimi sağlanıyordu. Bu eğitim aşağı yukarı üç ay sürdü.
BEYAZ ŞAPKALI RÖNTGENCİLER
Genç denek maymunların eğitimi tamamlandıktan sonra drone’lara bağımlı oldukları gözlemleniyor ve eğitimi tamamlanmış olanlara birer beyaz şapka veriliyor. Drone yönetim odasına her girdiklerinde uzman maymunlar bu şapkalardan tanınıyor. Diğer maymunların beyaz şapkalı maymunlar karşısında çömelip yumruk uzatarak sırıttıkları (bir tür senin gücünü kabul ediyorum hareketi) gözlemleniyor.
Klan içerisindeki yaşlı ve yetenekli ancak artık tembelleşmiş bir maymun seçilerek takibe alınıyor. Drone başındaki beyaz şapkalı maymunlara bir müddet oyun kolu devre dışı bıraktırılarak bu maymun izlettiriliyor, sonra ellerindeki oyun kollarıyla sadece ileri ve geri hareketlerle yaşlı maymunu izleyebilecekleri şekilde drone’u yönetmelerine izin veriliyor. Bu şekilde tüm kontrol kendilerine bırakılana kadar ne yapmaları gerektiği artık otomatikleşmiş şekilde öğretilmiş oluyor.
YAŞLI MAYMUN
Klan içerisindeki güç dengesi yaşlı maymunun klana yiyecek bulma, alet kullanmadaki kabiliyeti yüzünden kendisine karışılmayacak şekilde dengelenmiş durumda. Ancak yaşlı maymun da klan içerisindeki yerini biliyor ve daha genç liderlerin ne yaptığı ile ilgilenmiyor. O tamamen kendi halinde yaşıyor ve drone ile röntgenlenmek dışında pür dikkat izlenmediği halde becerilerini aktarabileceği bir ortam henüz bulunmuyor.
Beyaz Şapkalı Röntgenci maymunlar bir müddet sonra kendi içlerinde yeni bir yapılanmayla farklı bir topluluk haline gelmiş durumdalar. İzledikleri yaşlı maymunun her hareketini neredeyse ezbere biliyor, onu her gördüklerinde bağırmaya başlıyor, birbirlerine el kol hareketi yapıyorlar. Yaşlı maymunla her gün karşılaşıyor olmak onları bir tür gerilime sokuyor olmalı. Ancak deney başarılı gözüküyor, beyaz şapkalı maymunlar klanın yıllar içerisinde yükselebileceği en yüksek seviyeye birkaç ayda ulaşıyorlar
KARŞILAŞMA
Beyaz Şapkalı Röntgencilerin klana karıştıkları gün klanın geri kalanı için oldukça korku verici oluyor. Onları uğurladıkları bir yıl öncesine göre çok daha güçlü ve kendilerinden akıllılar. Hepsi etraftaki sopaları toplayıp bir yere yığıyor, sonra liderleri yaşlı maymundan öğrendiği gibi bu sopaları dişiyle sivrilterek diğerlerin dağıtıyor. Beyaz şapkalılar teknolojiyi kullanmaktaki başarıları ve tüm klan davranışlarını anlamaktaki zekâları sayesinde neredeyse üstün bir ırk gibiler.
Akıllardaki soru ise beyaz şapkalı maymunların örnek aldıkları yaşlı maymunla karşılaşacakları zaman nasıl davranacakları ile ilgili. Ve yaşlı maymun sahneye giriyor. Birden tüm beyaz şapkalı maymunlar birtakım sesler çıkartmaya, korkunç kahkahalar atmaya başlıyor.
Hızla yaşlı maymuna yaklaşıp liderlerinin gelmesini bekliyorlar. Yaşlı maymun oldukça şaşkın, bu kafalarında şapka bulunan maymunlara bakarak yumruğunu uzatıp çömeliyor ve sırıtıyor.
Lider beyaz şapkalı hiç tereddüt etmeden yaşlı maymunun kafatasına elindeki sopayı saplıyor. Diğer beyaz şapkalılar çıldırmış gibi yaşlı maymuna saldırıyor ve onun bedenini parçalara ayırıp yiyorlar. Klanın geri kalanı bu olay karşısında hem korkmuş hem de kızmış durumda.
Aniden Klan lideri de ulumaya başlıyor. Diğer klan üyeleri, hem de her bir üyesi beyaz şapkalılara doğru hızla saldırmak üzere koşmaya başlıyor. Ve klanı ileri götüreceği düşünülen beyaz şapkalı maymunları kaba kuvvetleriyle alt etmeyi başarıyorlar.
Beyaz şapkalıların kaba kuvvet karşısındaki bu başarısızlığı, doğada yaşama kabiliyetlerinin gelişmeyişi, klan kurallarını tam algılayamadan bir tek yaşlı maymuna odaklanmaları ve bu trajik son, bize artık bir şeyler anlatmalı.
Gözlemleyebiliyor olmak kültürü tamamen algılayabilmek anlamına gelmiyor. Birini yok edebiliyor olmak da liderlik vasıflarına sahip olabilmek değildir. Sadece yaşlı bir maymunu öldürürsünüz. Böylece siz sadece bu çatışmanın üzerinden atlanıp geçilesi bir parçası olursunuz.
Bölüm 8
NÖBET
Burhan bilincinin açıklığına göre 23 ile 46 yaş arasında, ama çokça 20’lerinde 1997-2001 yıllarında yaşayabilen biri. 93 Model Honda’sını Atatürk Sanayi’de tamire getirdi. Ancak bir sorun vardı.
Geçmişte bir zaman, belki 2001 yılındaki ağır depresyonundan hemen sonra olabilir; 1997’ye dönüp o yılları yeniden yaşamak zorunda kalan Burhan yanlış bir kelime kullanarak birden kendini 2005’te buldu. Hafızasına aniden yüklenen binlerce kötü anıyla sinir krizi geçirerek, aklında fırtınalar koparan bu kötü anılar için sinirlenip bir dönem de olsa kendisini seven insanlardan kopmadan önce onlara oldukça kötü davranmıştı. Burhan bu dostlara ağ’za alınmayacak hakaretler etmiş, tehdit dolu mesajlar yollamış ve hayatının yıkıldığı o andan kurtulabilmek için Kolektif Evren Bilinci’ne şu an hatırlamadığı bazı kelimeler tekrarlayıp yalvararak kendisini birden 1997’ye ışınlayabilmiş biri.
Anıları çoğunlukla aldatılmış hissetmek, aşağılanmış olmak ve dostluğunun değersizleşmesi ile ilgili olmalı. Kimbilir daha neler. Yoksa neden bu kadar sinirlensin? Hoş artık kim umursardı hislerini? Bunu anlayabilmek için kişisel olgunluğu henüz yeterli evrimi kazanmamıştı.
Oto tamircisi Adnan Usta, Burhan’a ve getirdiği araca bakarken tamir edilmiş bir başka araç arkasında olmak üzere:
“-Peeh!” diyordu gözleri dolarak.
Adnan Usta’nın zamanla ilgili bazı sorunları vardı. Örneğin bir parka gitse daha bir saat geçmeden “Nasıl güzel bir parktı değil mi ya aah ulan ah” diyerek sanki yıllar önce yaşanmış gibi bir his doluyordu içine. İşte şimdi de o anlardan biriydi. Adnan Usta biraz önce balatasını tamir ettiği arkasında duran aracı özlüyor, onu şu an göremediği için üzülüyordu.
Burhan geçmişine geri döndüğünden bu yana hangi kelimelerle geleceğe sıçradığını unutmuştu ve bunun kendisini ya da bir başkasını kızdırabilecek bir şey olabilme ve yanlış bir kelimede yeniden 2005’e dönme ihtimalinden korktuğu için, tamire getirdiği otomobilin hasarını anlatmak üzere dikkatli bir dil kullanmaya çalışarak:
– Adnan Usta, biliyorum burada olmam seni belki de endişelendiriyordur, tabi elinde de iş varmış… Diyorsundur ki tam dinlenecektim bu adam da nereden çıktı, lütfen sakinleş ama ben de insanım bazı hatalarımız oluyor ve arabalarımızı yıpratabiliyoruz. Bu yüzden eğer iyi hissediyorsan sana şunu diyecektim… Yani bunu söylemekten çekinmeyeceğim ama dinle bak beni sakın yanlış anlama arka sol kapı, yani eğer sana garip gelmeyecekse…
– Poğaça istenni AdNAN…
– Oooo! Canım Poğaçacı. Nerlerdesin yauw! Özledim yemin ederim aah ulan ne günlerdi… Ver iki tane.
– Sen de istenni yienim?!.
– ???
– Müsaade varsa bir şey sorabilir miyim Adnan Usta? Şu ses… Nerden geliyor?
– Hah! Bizim Poğaçacı yauw! Ama her yerden görünmez, bak şimdi sokağa dik bak! Bakışlarını çevirme! 30 derece solda bizim poğaçacıyı göreceksin. İyi adamdır. Tam 46 senedir, karısı öldüğünden beri böyle. (Eliyle işaret ederek) Şu açıyla bakmazsan göremezsin. “-Otur çay söyleyim poğaçacı”.
Burhan denileni yaptı, gerçekten sokağa 90 dereceyle bakarken solda saat 10 yönlerinde bir adam ve poğaça arabası görülüyordu. Ancak şaşkınlıkla kafasını o yöne çevirince adam kayboldu. Dik bak! Orada! Ona doğru bak! Adam yine yok oldu.
– Gördünnü beni yienim! İstiyon mu poğaça? He mi?
– Merhaba poğaçacı. Bana iki tane poğaça ver.
Bu sırada bir başka ses duyuldu. Az önce tamir edilen aracın sahibinin sesi olduğu her halinden belli bir sesti; çünkü sesi hem kendinden hem de biraz ileride duran bu adamın otomobilinin derinlerinden ekolu geliyordu.
Şöyle seslendi:
– Adnan Usta..Usta..sta..ta..a. 25..5 senedir…edir..dir..ir.. otomobil sende..ende..de..e… HEH heh heh..eh..
Adam da sanayideki herkes gibi Adnan Usta’nın bu zamanla olan problemini iyi biliyor, onu hafiften alaya alıyordu belli ki.
– Bitirebildin mi..mi..i Bari..ri..i!?
– Haay Kemal! Heh eh! Bitti bitti gel. Heey gidinin Kemal’i, taa sabah geldin, gittin özlettin be kendini. Gel otur!
– Sen de yen mi yiğenim!
– KimVarOrda..orda..rda..da..a!?.
Kemal korkup tökezleyince ayaklarından birinin diğerinden daha küçük olduğu açıkça göründü. Henüz küçük bir çocukken tek ilgi duyduğu şey kertenkelelerdi. Babasının kendisine getirdiği küçük kertenkeleden sonra sürüngenler, özellikle kertenkeleler onun tek dünyası olmuştu. Onları gözlemleyerek büyüdü.
Yıllar sonra geçirdiği bir kaza sonucu ayağı alt bacaktan itibaren koptuktan hemen bir yıl sonra nasılsa yerine yeniden kendiliğinden küçük bir bacak çıkmıştı. Kemal 35 yaşındaydı ve bu tek bacağı 7 yıl önce geçirdiği kazadan sonra bir de ayak çıkarmıştı. Bu ayak 26 numaraya kadar ulaşmış, erişkin bir ayak olmasına daha 10, 15 yıl kadar vardı. Şimdilik sakattı Kemal. Tek bacağı yeniden çıktığı için ona uygun küçük bir terlik giyiyor, büyümesini ayakkabı giyerek durdurmak istemiyordu.
– Poğaçacı yauw Kemal! o kadar gelip gidiyon, tanımıyon ha!
Kemal korkusunun yersiz olduğunu anlamış kendini poğaçacıyı göreceği pozisyona göre ayarlayıp onunla sohbet ederken Burhan yeniden otomobili ile ilgili derdini Adnan Usta’ya anlatmaya girişti:
– Şimdi Usta… Eee. Adnan Usta, biliyorum sen de meşgulsün, hatta arkadaşlar da geldi eğlenceli bir ortam oluştu, yani bölmek istemiyorum bir açıdan, aslında kapı dediysem öyle matah bir şey değil. Yani bende de kabahat o kadar kullanmamışım ki o kapı şimdi nasıl desem…
– Heey Burhan bee, vallaha özledim seni. EEeh işte böyle, zaman akıp gidiyor. Kapıda mı sorun! Bakalım. Bakalım vay vay…
Bir uğultu dükkâna doğru yaklaşıyordu. Bu Trafo Adam.
Adam belli belirsiz bir şeyler konuşuyor ancak yine kendisinden gelen elektrik uğultusu o kadar yüksekti ki duyulmuyordu. Trafo Adam yaklaştıkça renkler soluklaşıyor, etraftaki insanlar sanki evrimde tersine dönüp… Sanki goriller gibi bir çeşit… Kahkaha atmaya başlamışlardı.
Trafo adam sokak aralarında çantasının içindeki Stingray IMSI Catcher (ucuza bulabileceğiniz taşınabilir sahte baz istasyonu sistemi) ile dolanıyor, tabi normal olarak seyir halinde hızlı bir şekilde en yakın baz istasyonundan diğerine telefonunuzla ilerlerken her defasında kullanıcı adı ve şifre bağlantısı yapılamayacağı için mecburen bu şekilde bir teknolojiyle tasarlanan her telefonun yaptığı gibi, etraftaki cihazlar önce Trafo Adamın Stingray’ine bağlanıyor; önündeki ekranda bir listeye düşüyor, Trafo Adam da o günlerin yeni icadı bu dünya harikası aletlerin IMEI ve no’su göründüğü arabirimdeki listeden seçerek konuşmaları dinliyordu. Beğendiklerini veya özel dinleme kayıtlarını da güzel fiyata ilgililerine satıyordu.
Adam uzaklaşırken insanlık yeniden normale dönüyor, gittiği yöndeyse uğultular arasında kadınını diğerleriyle çiftleşmesin diye korumaya çalışan bir adam yumruklarını göğsüne vura vura ciyaklıyordu.
Burhan’ın bakışları donuklaştı. Kusacak gibi:
-…ııaaAAA! KİMMmsinnSENN! DefolGitLANnn!.. İşte o talihsiz kelimeler:
“Kimsin Sen”. Sahi kimdi o?
Burhan, geleceğe doğru bu sıçrayışta da aklına geçireceği yıllarda yaşanmış olanaksız gibi görünen anılar doluşurken, bazı tarihleri kafasında birer birer olaylarıyla birlikte hissederek kendisini tekrar anlamsız bir yerde buldu. 2005’teki bu olaylar, öncesi, sonrası kâbus gibi bir gelecekle baş başaydı artık. Nasıl buraya geldiğini bilmiyor, hangi kelimeyle hangi tarihe atladığını tam olarak kestiremiyordu.
Belki 2017.
Kafasını karıştıran bazı şeyler hatırlıyordu. Aslında birçok şeyi. Bir defasında otobüsteydi. Gözleri açıkken “Hanzel Und Gretyl – Sternkrieg”, kapalıyken “Kitaro – Caravansaray” duyuyordu. Dışarıda gördüğü tabelalara bakıp tekrar etmemeye çalıştı. Bu tabelalarda okuduklarını içinden mi okuyordu? Yoksa bağıra bağıra tekrar mı ediyordu? Koltuğun sağında mı, yoksa ters yöndekinde mi oturuyordu…
Bu sanki gerçek gibi. Evde mi? Otobüste miydi… Eğer ikincisiyse kötü bir durumdu bu.
O an otobüste tam 10 senarist aynı yöne baktı.
Birden 2013 yılında Gezi Parkı’nda ünlü biri yanına gelip kendisine bir pislik gibi baktı:
– Ne arıyo bu burda? Dedi. Ona zulmetmek üzere biraz ilerisine bir masa getirdi. Birden çoğaldı insanlar, ona burada yeri olmadığını hatırlatmak için.
Bu kadar çok insanı delirtecek, kendisinden nefret ettirecek ne yaptığını düşünürken çokça şey daha hatırladı. Üzücü. Meğer “Burhan Altıntop, Türk Malı, Yiğit Özgür’ün deli karikatürleri, BKM skeçleri” … Daha birçok yapımda hepsi aslında Burhan’ı anlatmıştı. Örneğin bir tanesi kime oy vereceğini sorduğu sahne, iş arkadaşıyla konuşurkenki diyalogları, bir kafeye oturduğunda, sevgilisiyle ilişkisi, kısacası yaşantısındaki her şey çalınmıştı. Burhan ve hayatı üzerinden senaryolardan hayat kurmuşlardı kendilerine.
Onun karakteri, donanımsızlığı, pis borçları, kendilerine uydurulması başarısızlıkla sonuçlanmış taklit iğrenç giyimi, şu yalan hayatı, bok dolu bağırsakları…
Baktığınızda nasıl ve neden olduğu önemli değil; tüm bu yapımları kurgularken, içlerinden kendisini nefretle takip eden birinin bile bu nefreti sorgulamaması ağırdı. Artık onların gözünde bir insan değildi belli ki. Daha da dibe batmak için aklınıza bile gelmeyecek yollar denedi, elinden geleni yaptı yok olmak için. Öldüm vurmayın demedi de, şimdi hatırlarken zor geliyordu işte…
Sokakta bir uğultu yükselmeye başladı. Bu Trafo Adam. Yaklaşıyordu. Bunca yılda teknolojisi daha da gelişmiş; şimdi bir de Wireless yayın paketlerine Bettercap ile saldırarak ortalama bir sürede hashcat ile şifrelerini çözüp lokal ağlara giriyor, ARP ataklarıyla onların modem Router’larının yerine kendi cihazının IP’sini göstererek çevredeki bilgisayarların internete çıkışını kendisinin üzerinden sağlıyordu. Böylece tarayıcı vb. bağlantılar içerisinden her türlü şifre ve varsa sohbet konuşmalarını rahatça alabiliyordu.
OS’lerin en zavallısı Windows’un en büyük bug’ı olan işletim sistemi şifresi ile Outlook live Login şifresini varsayılan olarak aynı yapma fikri hangi dahi yazılımcınınsa, Trafo Adam, kendi Wireshark’ında kurbanın giden TCP paketleri arasında girmiş olduğu bu aynı zamanda işletim sisteminin kullanıcı ismi ve şifresi olan veriyi öğrenerek bilgisayarlara rahatça girip dosyalarına bakabildiği için Microsoft’a teşekkür etmeliydi.
Trafo Adam gerçek bir meslek erbabıydı. O geçerken uğultular arasında hızla dört ayak üzerinde birkaç goril uhuwahaWUHAHA diye bağırarak sağa sola koşturdu. Trafo Adam kendi gelişimiyle ters orantılı olarak yaklaşık 25 metre çevresindeki insaniyetin tamamını emiyordu.
Tüm bu talihsizlik içinde bir şey oldu. Geri dönüş yolunu hatırladı. Bir kez daha dostların tam da iyi olduğu bir zamana dönüş yolu. Her şeyi kendisi ve onlar için mahvetmeden önceki hal. Evet. Düzeltebilirdi. Tüm bu yıkıma rağmen onları yeniden sevebiliyordu ve özlüyordu. Sevgiden başka bir çözüm de yoktur bu dünyada.
Yarım saat kadar konsantre olmaya çalıştı. Başının üst kısmında çıkan beyaz bir duman ona yaklaştı, Kolektif Bilinçle böyle iletişim kuruluyordu işte. Internet’e bağlanır gibi. Bilinçaltına seslendi.
– Özür dilerim, Beni affet, Teşekkür ederim…
Duman onu kapladığında eski evindeydi. Gelecekle ilgili her şey silindi. İşte odada lacivert bir buzdolabı ve Philips Incredible Surround modeli bir mini müzik seti, o eski yatakta oturuyordu be resmen hahah!.. Yeniden 1997’deydi. Her şeyi düzeltmek için bir fırsat daha. Ancak bir sorun vardı. Neydi o kelime? Ya yanlış kelimeler aklına geliverir de… O kelime neydi… Neydi o kelime?.. Yine unutmuştu.
Bölüm 9
Bir İntihar Notu
Ama önce biraz yıllar süren yaşamın bir gecede nasıl anlamsızlaştığını, Dünya üzerindeki kadim ırkı, Fermi Paradox’unu ve kısaca Dünyanın ve dolayısı ile tabi benim de bu kendi kanındakileri katledenlerin bile haklı olabileceği günlere nasıl geldiğimizi karşınızdaki notta anlatmaya çalışacağım.
On yıl önce ateist bir hacker grubu Vatikan’ın ve diğer dini liderlerinin, hatta İŞİD’in açıklamasını istedikleri ve Tanrı bilir, ki eğer bir tanrı varsa ve hala benim de Tanrımsa… Orada mısın? Ben gerçek değil miyim? Artık bununla baş edemiyorum.
Anonymous ile ağız birliğine varmış bu grup, DeepWeb’deki bir belgeden bahsediyor; yaratılmışlar, isim listeleri ve benimle birlikte Dünya halkının o zamanlar aklımızın tam da ermediği bir takım zırvadan öteye gitmeyecek şeyler söylüyordu. Grubun özellikle İslami baskının hâkim olduğu İran topraklarından sesleniyor oluşu daha çok spekülatif bir yakarış gibi gözükmesine neden oluyordu. Ancak ciddiyetlerini birkaç gün sonra anlayabilmiştik.
Aslında buna hiç birimizin hazır olmadığını söyleyebilirim. Olaydan birkaç saat önce ortadan kaybolan bazı liderler dışında kimsenin bu olacakların vahametinden haberi yoktu. Kısa sürede Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore, Hindistan gibi ülkelerden Mısır piramitlerine yönelmiş yüzlerce nükleer başlık birbirlerinin peşi sıra ateşlendi. O gece zavallı Mısır Dünya’nın cehennemine dönüştü.
Endüstri 4.0’ın makineleşme ve adı üzerinde yapay bir zekânın insanlardan işini daha iyi yapmasıyla muhasebeci, doktor, avukat, pazarlamacı, asistan, şoför demeden tüm meslekleri üstlenerek ışık gerektirmeyen fabrikalarda gece gündüz çalışmasıyla biz milyarlarca insan evrensel temel gelir denilen aylık karşılıksız düşük bir gelir ve sınırlı suni yiyecekler karşılığında kelimenin tam anlamıyla kümeslerde yaşıyorken böyle bir şey tam da görmemiz gerekendi diye düşünüyorum. Zaten bize olabilecek ne varsa olmuştu.
Lafı çok uzatmak istemiyorum. Artık bu gerçeğe dayanacak gücüm kalmadı. Beni affedin lütfen.
Aslında Dünya Devletleri Mısır cehennemini engellemek için birçok donanıma sahipti. Ya da biz öyle sanıyorduk. Nitekim art arda ateşlenen nükleer başlıklardan çoğunun kilitlenip kalması sağlanmıştı. Aslında bazılarının atmosferde patlatılması belki uygundu ancak bu daha büyük bir nükleer serpintiye neden olacağından olacakları göze alarak tercih etmemişlerdi. Tabi “Yaratılanlar” dedikleri kendi ırkları için… Bizim hayatta kalmamız değildi konu.
Tek bir nükleer patlama oldu. Mykrenios’un tam tepesinde. Öyle bir ışıma meydana geldi ki, başta bunu daha önce hiç görmediğimiz nükleer bir füzenin kilometrelerce öteden görünen parlaması olduğunu düşündük. Ancak işte saatlerdir oradaydı. Gökyüzüne dik bir çizgi şeklinde uzanan tek bir ışık. Tanrı’yla bağımız gibi. Ama aslında her şeyi temelden lanetleyen, Lucifer Morningstar’ın o göz kamaştırıcı şeytani ışığıydı bu. Bir ucu gökyüzünde kaybolan enerjisi bitmek tükenmek bilmeyen beyaz bir alevdi herhalde. Stratosfere dağılıyor, atmosferden dışarıya, Dünya çevresindeki tüm uyduları tek tek yakıyordu.
Bildiğimiz tüm iletişim durdu. Televizyon, telefon, internet, sanki cihazlardan oluşan bir çöp yığınında yaşıyorduk. Depremler meydana geliyordu. Dünya derinden sarsılıyor, bazı yerlerden volkanik patlamaların olduğu bilgisi geliyordu. İnsanlar tapınaklarda dua üzerine dualar ediyor, bu arada dini liderler, başkanlar, bazı önemsiz kişiler bildiğiniz yok olmuşlardı. Onları kaçırmışlar mıydı? Dünya çapında bir suikast mi yaşanıyordu henüz bilemiyorduk.
Sonra bazılarının hasta olduğunu düşünmemize yol açan bir şey oldu. Belli ki vücutları radyasyondan etkilenenlerimiz bedenlerinin üzerinde bir ışıma meydana gelmiş şekilde derileri pul-pul dökülüyor ve altında ne olduğunu anlayamadığımız koyu bir kırmızı sert bir deri gözüküyordu. Kısa süre içinde neredeyse her köşeden vakalar görülmeye başladı. Tek bildiğimiz bunun bulaşıcı olmadığıydı. Kiminin sevgilisi, kiminin çocuğu, bazı hayvanlar, hatta birçok ağaç sanki deri değiştirir gibi cansız kabuklarının içerisinden bir çeşit ışıldamayla birlikte koyu kırmızı ve artık gözle ayırt edilebilir yeni vücutlarıyla hayatımızdalardı.
Kısa sürede vaka dediğimiz ve hastaneleri dolup taşıran bu parlak ışık saçan insanların tüm derileri dökülmüştü. Ancak bunun öncesinde onlara yapılan tanık olduğum ilk linç olayı bir Cami’de gerçekleşti. İçinde Şeytanı gördüklerini iddia eden cemaatten bir grup aralarından birini öldürdüler. Bu vahşi saldırı gerçekleştikten sonraysa asıl şok geldi. Adamın gerçekten de kadim kitaplarda tasvir edilen Şeytan figüründen aşağı kalır yanı yoktu. Bedenin yüz ve kolları tümüyle soyulmuş, altından koyu kırmızı alnın ön kısmında yeni tomurcuklanmış iki boynuza benzer çıkıntı ve bir koyuna benzeyen surat yapısı, sakalımsı tüyler ve ellerde parmaklar birleşmeye başlamış belli ki yerlerini daha az sayıda bir organa bırakacaklardı.
Adam kendisine yapılan saldırıya sonunda dayanamayıp can verdiği anda bedeni bir kukla gibi yere düşmüş ancak kendisine benzer ışıldayan Eterik kısmı halen ayakta ve daha da heybetli sanki bir anda büyümüş gibi yukarıdan kendilerine bakıyordu. Bir üç saniye kadar olayın şaşkınlığı ile zaman durdu. Şimdi herkes ışıldayan bu varlığa korkuyla bakıyordu. Bu hayvansı şeyin kırmızı büyük bir keçiden tek farkı ruhsal bir varlık olmasıydı. Yalnız ondaki tek değişiklik bu değildi. Bakışları insanları hipnotize ediyor, sanki ölümüyle idraki genişlemiş ve asıl varlığı yeniden doğmuş bir Tanrıya dönüşmüş gibiydi. İşte tam da o anda kollarını birleştirip ışıltısını giderek artırarak neredeyse yirmi metre çağında etrafındakileri içine alacak şekilde bir enerji parlamasıyla içinde kalan tüm insanların bayılmasına neden olan o tuhaf fenomen yaşandı. Ve neredeyse ışık hızıyla giden korkunç bir karaltı gibi kapıya yöneldi ve Cami avlusuna ulaştığında, tamamen kendi kararı olduğu belli bir hareketle yukarı çekildi.
Ne yazık ki bununla bitmiyordu. Ölüsü dirisinden daha tehlikeli bu yaratık geride kalan bayılmış insanlara idrakinin bir kısmını tabir yerindeyse yüklemişti. Hepsi artık bizim bilmediğimiz bir gerçeğin farkına varmışlar, bir tapınakta olduklarına aldırış etmeden kimi yere tükürüp gömleğini çıkarıyor, kimi katıla katıla ağlıyor, sanki tarifi imkânsız bir sıkıntı ve hüzünle mücadele ediyormuş gibilerdi.
Tanık oldukları gerçek öyle bir şey olmalıydı ki çevrelerindekilerine anlatmaya bile yeltenmemişlerdi. Herhalde bilmiyor olmak daha iyiydi.
Kısa sürede her bölgede Yaratılanlar linç edildi. Aramızdaki bu sayıca daha az Şeytanlarla ilgili herkes akıl birliğine varmış gibi nerede görülürlerse linç ediliyorlardı. Ancak daha önce söylediğim gibi bunun bir bedeli vardı. Her ölen varlık geriye kendini öldürenler için bir idrak bırakıp öyle yukarı çekiliyordu. Geriye kalanlarsa bu gerçeklikle birkaç gün kadar yaşayıp sonra çıldırmış gibi kendilerini, eşlerini, bebeklerini öldürüyor, etrafa saldırıyordu. Hemen hepsinin ortak özelliği ise bir anda ateist olmalarıydı.
Gerçeği önce kız arkadaşım öğrendi. Yaratılanların enerji alanında bir şok yaşamış ve inanılmaz bir depresyonla eve gelmişti. Sadece ne yaparsam yapayım onu intihardan vaz geçiremeyeceğimi söylemek için geldi. Ayağa kalktı. Ruhumuz bile yok Tolga dedi. Biz onların canlı psikolojisini çözdükleri simülasyonda düşünebilen etten kemikten robotlarız. Bana nasıl imal edildiğimizi gösterdi. Bana annemin babamın senin aslında tüm düşüncelerimizin nasıl programcıklardan ibaret olduğunu hatırlattılar.
Ben yaşayamayacağım Tolga.
Kendi boğazını kesti… Karşımda. Miniğim. Hayatımın en kırılgan yanı. Yapacak hiçbir şeyim yoktu. Karşısındaki koltukta o kendini yok ederken fetüs pozisyonunda elimi ona doğru uzatarak gitme dermiş gibi kalakaldım gözümde yaşlarla izledim o kanların incecik boğazından fışkırarak ölüşünü.
Kendim bile gerçek değildim ki. Biz ruhsuzlar… Çaresizlerdik. Zaten var olmamıştık. Saatlerce bedenini seyrettim. Bu güzellik sonsuzlukta yaşamayacaksa neden var edilmişti? Ben neden vardım? Bu anlamsız simülasyonun küçük anlamsız bir parçası. Oyundaki bir NPC.
Düşüncelerim var oluşumun tükendiği saatler içinde kendi duyduklarımın doğruluğunu onayladım. Tüm dinlerdeki o bizi hipnotize edip vesvese veren Şeytanlar gerçek ve aramızdaydı. Dahası yaşarken kendileri bile bilmiyorlardı. Bazıları ölümden sonra kalıp beyinlerimize giriyor, sırf eğitiminin bir kısmı bitmediğinden bize belki bir cinayet işlettiriyor, kim bilir nasıl tuhaf davranışlar sergilememizi sağlıyorlardı.
Cin çıkaranlar da mı onlardandı?
…
Söylediklerine göre gerçek Tanrı sürekli var eden bir enerjiymiş. Yani bize ne olduğu ile ilgisi olmayan bir prodüksiyon bu. Acaba Yaratılanların yarattıkları da bir gün ruh sahibi olamaz mı? Onlardan olmayacağım kesin. Ve bu Dünya bizim değil.
Kaostan gelen düzen... Evrende her şey dengelenmek zorundadır. Sürekli pozitif düşünce ve eylemler bile beraberinde negatif sonuçları da getirecektir. Hatta bu şekilde güzel hayaller halinde kalıp düzeleceğini düşünerek devam etmeniz, ya da tam tersi bu sefer neden işe yaramadığına sinirlenip isyan etmeniz daha büyük talihsizliklere yol açacaktır. Dolayısı ile en doğrusu “bu ya da daha iyisi olmasa da sorun değil” gibi bir hal içinde kendi yaşadıklarınızla uyumlu miktarda bir pozitiflik olmalıdır.
Aslında birine, belki de bir olaya sinirlenmeniz, ya da bir şey için üzülüp vah etmeniz veya tam tersi o durumla, şeyle ya da kişiyle alay etmeniz arasında, dengelenme hareketini yerine getiren Karma için herhangi bir fark yok. Hepsi karşıdakini anlayamadığınızı bildirdiğiniz birer çağrı ve bu eylemler sizi tam da aynı konuma getirip yaşatarak öğretecek. Onunla bağınız siz o tortuyu yeterince anlayıp nötrleştirene kadar sürecek. Vahşileşip isyan içinde oradan oraya koşturmanız, üzülmeniz ya da korku ve bunun neticesindeki kızgınlıkla insanlara sövüp saldırmanız Karma tesirini hafifletmez, aksine bu türden davranışlar ve zihnin yaratma enerjisi tesirleri güçlendirecek, üzerinize benzer tesirleri çekerek daha kötü şeyler yaşamanıza yol açacaktır.
Ne zaman ki bu "Karma Terazisinin negatif ve pozitif kefelerinden birinde olmaktan vazgeçmeye karar verip, onun tam da tepesinde durup bacaklarınızı bu terazinin iki koluna basarak bu ağırlık dengesini sağlarsınız, yani dengeniz her kaybolduğunda düşüncelerinizde bu simülasyondaki diğer aktörlerin size hangi eyleminiz sonucu bunları getirdiğini anlayıp, kendinize ve onların bunu size fark ettirdiği için minnet duyarak ağırlığınızı diğer bacağınıza verebilirseniz ve bu duygu durum salınımı her bozulduğunda daha hızlı hareket ederek her defasında daha kolay affedip bir nevi daha küçük hareketlerle terazinin üzerinde dengenizi sağlarsanız, işte o zaman sadece o konudaki nötrleşme ve denge sağlanmış olur.
Bölüm 10
Maymun Adamın Öyküsü
Maymun Adam, henüz kişisel evrimini tamamlayamamış, maddeye, güzelliğe bağlı isteklerinin peşinden koşan, orta yaşın sonlarında biri. Bitmek bilmeyen iştahı ve başına gelen her türden olaya durup düşünmeden süregelen kızgınlığı, baş edilemez hüzün ve depresyonu için ona Maymun Adam diyoruz.
Maymun Adam, büyük bir haksızlığın kıyısında ve her defasında isyan ederek yaşam örgüsündeki sayısız spiralden sadece birinde yer alan ve sonraki sarmalda katlanıp çoğalarak önüne geçilemeyecek şiddette sonuçlar getiren bu olaylar zincirini düşünüp kendi kendine hayıflandığı, birbirini bu kadar seven insanların kendine olan acımasızlığı karşısında şaşkınlık ve hüzün nöbetleri geçirdiği günlerden birine daha uyanmıştı.
Her eylem yaşamınıza dengelemeniz gereken yeni bir spiral ekler. Güzel bir davranış kendi yaşam döngünüz kaç yılda bir tekrar ediyorsa size o kadar sürede bir kez daha geri dönecektir. Başlattığınız etki, sizin beslemeniz sonucu artarak yeniden başka bir zaman mekânda farklı insanlarda vuku bulabileceği gibi, spiralin zaman içinde ilerleyen sonundaki ucu eylem unutuldukça bazen hiçbir şey olmaksızın silikleşip yok olabilir.
Dengelemeniz gereken Karma, düşünce pilinizin artı ve eksi kutuplarını önemsemez. Böylece aslında verdiğinizi geri alırsınız. Sokakta sıska birine öfkelenip yenebileceğinizden emin şekilde ona bağırıp çağırmanızla günün birinde patronunuzun sizi aşağılaması arasında bağ kuramazsınız. Birkaç kişiyle oturup ortak tanıdığınız birini çekiştirdikten sonra sizin için önemli biriyle aranızda sorun yaşamanız arasında bir bağlantı kuramazsınız. Uğruna yanıp bittiğiniz birinin gün gelip de telefonlarına çıkmayacağınızı, her fazla sevginin tersiyle dengelenmek zorunda olduğunu da aşıklar bilemez.
Hayalini kurduğunuz son model arabayı her düşlediğinizde içinize düşen “kaza yapar mıyım” korkusu ile, bu niyeti gerçekleştirdiğinizde ve hayalinizdeki araç bir gün sizin olduğunda; zaman mekân gözetmeksizin park yerinizden her çıktığınızda sokaktan peş peşe geçen araçları beklemeniz gerekmesi sizde kızgınlık mı yaratıyor? Boşuna isyan ediyorsunuz. Bunu siz çağırdınız.
Dengelenmesi gereken birçok şeyi siz oluşturuyorsunuz... Birinden ne kadar nefret ediyorsanız o konuda bir çağrı yaparsınız, kendinizi en çok korktuğunuz bir durumla eleştirilirken bulursunuz. Birine tüh vah ediyorsanız yaşam size o varoluş şeklini getirecektir. Bu çoğunlukla sizinle uyumlu duygu durumda var olacak, arada bağlantı kuramayacaksınız. Eğer tam karşılığını alıyorsanız tebrikler. Simülasyonun size bir şeyler anlatabileceği bir frekanstasınız. Doğrusu herkes çağrısını yaptığı şekilde var olur. Ve hayır, ölüm ve doğum bunu durduramaz. Maymun Adam henüz bu yasanın farkında değil. Hüzünle geçirdiği bir gecenin sabahında saat 9:13. 50’lik şişenin yarısı içilmiş, önündeki psikotik ilaçların filmlerinde yazdığından anladığı ise normalde iki ayda bitirmesi gereken 120 Rexapin ve bir o kadar Misol, 30 kadar Insidon ve Vermidon’u bir kâseye atıyor. Bardağı sonuna kadar rakıyla doldurup ilaçları şeker gibi yavaş yavaş yutuyor. Acısı dinmiş, zihni durmuş. Artık ölünce bedeninin çürüme sahnelerini düşünmek gibi yersiz korkular yerini donuk bir sessizliğe bırakmış durumda.
Ama çok geçmeden bu sessizliği şiddetli bir kırılma sesi bozuyor. Herhalde odadaki klimanın arka odanın balkonunda bulunan dış ünitesi yerinden düşmüş olmalı. Bir anlık tereddütten sonra yangın çıkıp baygın haldeyken yanarak ölmekten korkuyor ve balkona geçiyor. Neyse ki klima yerinde. Ses dışarıdan gelmiş olmalı. Dönüp odaya gidecekken havanın karanlığı gözüne çarpıyor. Oysa az önce sabah değil miydi? Herhalde bunca ilaç bile ölümü için yeterli olmamış.
Çıt çıt çıt çıt…
O an sessizliği bozan asfaltın üstünde köpeklerin yürürken çıkardığı pençe seslerini duyuyor. Bu sese oldukça alışık. Çünkü bulunduğu sokakta alt verandaya indiğinde birçok akşam bu sesi duyunca koşup marketten aldığı mamadan dağıtır köpeklere. Onları doyurmak garip bir şekilde kendisinin de tok hissetmesini sağlıyor. Ancak şimdi canı onları doyuramayacak kadar sıkkın. Çünkü başarısız bir intihar deneyiminden daha kötüsü…
Karanlığın içinde bir şey hızla yandaki villadan çıkıp arkadaki ağaçlık arasında kayboluyor!
Aynı anda sokağın başka bir yerinde korkunç bir ses, köpek ulumasıyla insan inlemesi arasında bir konuşma gibi...
Bölüm: 11
Cehennem Günlükleri:
Sonraki İstasyon – Umbral
- OL SONF VORSG GOHO IAD BALT !
Bu garip hayvandan sanki ağlarmış gibi çıkan boğuk kelimeleri nasılsa kendisi de anlarmış gibi, böyle anlamsız bir dili nereden hatırlayabiliyor olabilir?
Sesin geldiği yöne bakınca gözleri sonuna kadar açılıyor. Tek düşündüğü oradan kaçmak ve saklanmak. Bu var olması olanaksız yaratığın bir köpekle ortak tek yanı koşarken dört ayak üzerine inmesi olmalı. O an adeta aklı gidiyor. Yaklaşık bir insan boyunda ve şimdi iki ayağı üzerinde duran saydam siyah insansı yaratığı gördüğünde dilini yutacak gibi oluyor. Ve ardından koşarak ilerleyen başka pençe sesleri yaklaşırken bulunduğu balkon katında korku içinde titrerken tek yapabildiği yere boylu boyunca uzanıp öylece saklanmak oluyor.
Sesler… Birçok insansı sağa sola atlıyor, rögar kapaklarının içinden fırlıyor. Evlerin bahçelerinde dolanıyor. Onlar her yerde.
- LANS CALZ VONPHO.
Ne konuştuğunu anlayabildiğini görerek şaşkınlık içinde fısıldayarak tekrar ediyor duyduklarını.
- Senin üzerinde hüküm sürüyorum! diyor adalet tanrısı... "Gazabın gök kubbelerinin üzerinde yüce bir güce sahiptir."
Bu ne demek? Bir ayinin sözleriydi sanki. Ama nasıl hatırlayabiliyor? Kendisi kanlı canlı burada olduğuna göre farklı bir boyuta geçiş yapmış olmalı.
- …… KTARNNNNnnnnhhggnnn!
Büyük bir kırılma sesi ve etraf bir an için aydınlanıyor. Bu bir fırtınanın tam da başlamak üzere olduğu anlamına geliyor. Gökyüzü aydınlanması ve bu ses insansıları huzursuz etmiş olmalı, inleme ve ulumayla karışık korkunç sesler çıkararak bağrınıyorlar. Etrafa dağılıp panikle kaçıştıklarını düşündürecek şekilde asfalttaki pençe seslerinin zayıflayıp yok olmasını bekliyor.
Çömelerek yavaşça kalktığında bedeninin tam ortasından bir kordonun aşağı katın önündeki bahçede bulunan daha önce fark etmediği bir dehlize indiğini görüyor. Kordon koyu sarıya çalan gri bir yapıda sanki bağırsak gibi hareket ediyor, içinde az önce duyduğu kelimeler yankılanarak bir nevi bedenine akıyor gibiler. Panikle kordonu koparmaya çalışıyor. Ama her deneyişinde sanki normal bir uzvuymuş gibi canı yanıyor. Bu her neyse o dehlize inmesi gerektiğini anlıyor. Hızlı hareketlerle balkondan aşağı kata iniyor.
Dehlize yaklaştığında birinin hırsla fısıldadığını duyuyor. “CD’lerim, tişörtlerim hepsi benim, uyumayacağım kimse alamaz onları.” Bu fısıldar gibi konuşma çok tanıdık. Arkadaşı Tuncay olmalı. Tuncay’ın tek kuralı vardı. Yani henüz yaşıyorkenki kuralı. Her şey onun olmalıydı. Arkadaşlarının olan her şeyi ister, aylarca geri vermez, üzerine yatardı mesela. Sonunda bu hevesi onu eroinle tanıştırmış ve sonunda fazla dozdan uyuşturucu komasına girmiş ve 2015’te ölmüştü. Maymun Adam kendini düşündü hemen. Neler olduğunu anlayıncaya kadar bu kanlı canlı halinin bir ölü bedeni olamayacağını düşünmeye odaklanmak istedi.
Tuncay. Zavallı arkadaşı sonunda delirmiş bir şekilde dolanıyordu. Peki bunca yıldır buralardaydı ve onu bir şekilde görememişlerdi öyle mi?
- Tuncay? Diye seslendi.
O an bedeninin orta yerinde bir kordon çıkıp Tuncay’ınkine bağlandı. İçine sanki korku akıtıyordu bu kordon. Ani bir parlamayla birlikte kendisini Tuncay’ın kız arkadaşıyla kendi evinde buldu. Tuncay’ın bu bencilliği yüzünden kıza zor zamanlar geçirtmesi sonucunda Maymun Adamın kıza ilgi duymasını ve bir şekilde kendi evinde yaşamaya ikna etmesini sağlamıştı. Üstelik Tuncay onun büyük bir iyilik yaptığını düşünüyordu. Her şey yolundaydı. Kendi kız arkadaşı da bunun çok erdemli bir davranış olduğunu düşünürken kendisinin kıza duyduğu bu ilgi…. Bu ilgi…
Buraya nasıl gelmişti? Özür dilerim. Lütfen beni affet. Bunu kimse birbirine yapmamalı. Beni istiyorsa ondan ayrılmış olurdu. Saçmalıyorum. Bedeninde Tuncay’la kurulan kordon bağı giderek inceldi ve kıza duyduğu istek, o an duyduğu korkular, tüm duygular nötrleşti. Aralarındaki bağ yok oldu.
- HAYIR! Alamayacaksınız. Giiiit! KIH! KIHHGGGHH!
Tuncay kendisini tanımadığı gibi çıkardığı bu garip seslerle karşısındaki adamı bir şekilde korkutabildiğini düşünüyordu. Aklının yerinde olmadığı besbelli.
Homurtular, inleme sesleri… Yalnız değildiler…
- Tuncay! (Fısıltıyla) Hşşşş! Sus lann! Saklan oraya…
Yanılmıştı. Sesler başka yaratıklardan değil, Tuncay’ın kendisinden çıkıyordu. İnler gibi;
- ZOL ROR I TA NAZPSAD OD GRAA TA MALPRG DS HOLQ QAA NOTHOA ZIMZ OD COMMAH TA NOBLOH ZIEN
Eller güneş ateşinden bir kılıç gibidir ve ay, bedenlerimden biriyle karşılaşan bedenlerinizi ölçen ve bizi avuç içi gibi birbirine bağlayan bir ateştir.
Maymun Adam bir anda kendisinin birçok versiyonunu hatırladı. Bu mısraları 1745’te Flemenk bir okültistken ve şu anki Tuncay aslında Ulrich Van Döetken adında zeki bir gençken kendisi ona öğretmişti. Adam öldükten sonra yaşça daha küçük olan Ulrich bu vedikleri negatif birtakım bağlantılar için kullanmış ve bugünkünden beter hale gelmişti. Demek Tuncay, Ulrich’ti. Neden başka bir yaşam daha yaşamışlardı? Ve şimdi kolayca anlaşılan bu durumu nasıl olup da yıllar yılı fark edememişlerdi? Bu şimdi çok garip geliyordu.
Ama şimdi daha önemlisi Tuncay artık bir insan değildi o az önceki hali gibi bile değildi. Yarı saydam siyah dumana benzer bir şeye dönüşmüş, yerde örümcek gibi bacaklarını ve kollarını toprağa dayamış vaziyette aşağı yukarı salınan vücudunda, etrafındakileri tatmak üzere duyargalar geliştirmiş bir çeşit eklem bacaklıya dönüşmüştü. Daha fazla orada duramayacağını bilen Maymun Adam bu geçmişten gelen eski dostuyla olan tüm bağlarını koparması gerektiğini bir şekilde anladı. Yaşadıkları kendi geçmişinden getirdiği tortuların yakılması ile ilgiliydi.
Hızlı bir hamleyle şimdi daha iyi anladığı gövdesine bağlı bu kordonun ailesiyle bir alakası olduğu hissi içini kapladı. Aşağıda belki yaklaşık olarak İstanbul’un bir ilçesi büyüklüğünde aydınlık bir mağara görünüyordu. Aşağı inerken patika yanındaki yirmi metre kadar genişlikteki akarsuya adeta çekiliyordu. Bu temiz su onu tamamen susatmışken patikanın sağında ve solunda çeşitli objelere çekildiğini hissetti. Güzel bir kadının altından el salladığı bir ulu ağaç. Bedeni adeta bir elektrikli süpürge tarafından çekiliyor gibi derisi esneyip ona doğru çekiliyordu. Solda bir Audi benliğini ele geçirmişti. Gitmek istediği istikamete dönük olmasına rağmen tıpkı kesik kesik atlayarak izlediğiniz bir video gibi anlık hareketlerle bu çekim gücü hissedilen tarafa kendisini yönelmiş buluyordu sık sık. Yemekler, altın, para, bir piyano ve sonunda patikanın tam da bittiği yerde bir at büyüklüğünde üç başlı Cerberus kendisini karşıladı.
- Bu bölgeden sonrasında geri dönmen imkânsız. Beni geçtikten sonra çıkmana izin vermeyeceğim. Akarsu’dan içersen şu anki yaşamını unutup bir sonraki yaşama gideceksin. Akarsu’yu geçmek içinse ilerideki kayıkçıya değerli bir şey vermelisin ki yaşam-ölüm döngüsünden kurtulmak için gereken farkındalık bedeninde açılsın ve kayığa bindiğinde akarsuyun içerisindeki korkunç potansiyellere takılmadan orayı geçebilesin. Az önce geçmiş olduğun maddesel güzellikler ise seni onlarla geçireceğin hayatlara götürecek. Öyle zor şeyler yaşayacaksın ki o madde seni kurtaramayacak.
Ardımdaki kapıya gelince. Beni geçip hayatta yaptığın hatalarla yüzleşeceğin bölgeye giriş yap; ki bu bölgede zamanında yaptığın her kötü eleştiri bir iğneye dönüşecek, her kötü konuşman için kendin yaralanacaksın, yolda selam vermediklerin bile hesap soruyor olacak, aşağıladığın gibi aşağılanacaksın, yücelttiklerini de aşağı çekene kadar nefret edeceksin. Öyle ki Dünyada her sevdiğin mekân için kötü bir senaryo bulacaksın. Ta ki bağlılığını tüketene dek. Sevdiğin, örnek aldığın her şeyle birlikte uzak kalmaya çalıştığın, korkuların karşına dikilecek. Tüm terk edişlerinde ardından ağlayan yine sen olacaksın. Tesirler çok güçlü gelecek. Dünya’da yapmadığın dengeyi burada bulman belki yüzyıllarını alacak. Ama bu kapıdan girersen geri dönemezsin. Cennet geçidine giden yol cehennem taşlarından geçerken tortularını yakarak, geriye yanında götürebileceğin hiçbir şey kalmadığında açılabilir.
Kolektif bilinç tıpkı bir networke bağlanabilecek sonsuz sayıdaki bilgisayarlar gibi ruhları birbirine bağlar. Buradan ne çekeceğinize duygularınız karar verir. Bazen bir ilham, bazen derin bir hüzün, korku, toplu histeriler ve bazen de mucizeler.
Yüz Maymun deneyi
kolektif bilinçte kritik kütleye ulaşmak değişim anlamına gelir.
Yüzüncü Maymun Deneyi Ken Keyes Junior tarafından kaleme alınmış bir deneyin öyküsü. Bu deney pasifik okyanusunda yer alan Japonya’nın Koshima adasında Macaca Fuscata türü maymunlar üzerinde otuz yılı aşkın süre boyunca bilim insanları tarafından gözlemi kapsıyor. Yüzüncü Maymun deneyi, bilim insanlarının 1952 yılında adadaki maymunların beslenmesi için kumların içerisine patates bırakılması eylemiyle başlıyor. Patatesin tatlı tadı Macaca Fuscata maymunlarının hoşuna gitmesine karşın patatesin kumlu olması hoşlarına gitmiyor. Fakat bir gün genç bir maymun kumlu patatesi derede yıkayıp öyle yemeyi akıl ediyor ve bunu annesine gösteriyor. Sonra adadaki diğer maymunlara öğretiyorlar bunu ve yüzüncü maymun patatesi yıkamayı öğrendiğinde, farklı adalardaki bilim insanlarından haber geliyor: aralarında hiçbir bağ olmayan diğer adalardaki maymunların hepsi şaşırtıcı şekilde patatesi yıkayarak yemeyi öğreniyor.
Maddeleşmeyi başarmadan önce ether oluşumlardık. Ondan önceyse tek bir ruh… Bu ruh, yaratım gücüyle sınırsız şekilde ve çeşitlilikte dalgalanarak çoğalır. Her an, kolektif bilincin bu ruhla bağlantısının toplu illüzyonuyla yeni bir yaratım oluşur.
Öte aleme geçtiğinizde anlamanız gereken ilk şey, artık olaylar zihin akışınızla işlenmediği için en küçük bir hüznün bile içinizde fırtınalar koparacak kadar ağır geleceği, korktuğunuz her bir şeyin kendi yaratım gücünüzle karşınızda belireceğidir. Zaman ve mekân madde ortamındaki gibi değildir, burada geçireceğiniz bir ömür oradaki aynı an içerisinde yaşanır ve bitip bitmeyeceği tamamen sizin o durumla olan duygusal bağlantılarınızın gücüne bağlıdır.
Henüz Dünya’da yaşayanlara ait varlıkların bilinçsiz gölgeleri, öte alemde siyah zift gibi akışkan ve sise benzer oluşumlara dönüşmüş haldedir. Bu, yakın zamana kadar herkes için böyle değildi, ancak şimdi dünyevi açlığımız, korkularımız, seyrettiklerimiz, birine duyduğumuz aşırı sevgi veya cinsel açlık, çoğumuzun öte alemdeki varlığını hızla çıldırmış aç gölge yaratıklara dönüştürmüş durumda.
Kolektif bilinç orada da hüküm sürer, birimiz burada bir arzumuza ulaştığımızda oradaki varlığımızın Aurasında bazı renk farklılıkları ve beş duyu ile çözemeyeceğimiz tatlar gelişir. Diğer varlıklar bunu fark ederek benzer bir istek duymaya başladığında, buradaki “walk-in” denilen olayın o düzlemdeki hali gerçekleşir ve bu diğer gölge varlıklar sizdeki o duygudan beslenmek üzere varlığınıza yapışarak sizden bu duyguyu emmeye çalışır…
Çoğunlukla bir şeye duyduğumuz ihtiyacın, ona sahip olduğumuzda bir anda değer kaybetmesi ve bizim için ifadesizce yok oluşu, onu sadece kendimiz için yaşamadığımızdan ve varlığımızın öte alemdeki bir sokak köşesinde afiyetle tüketiliyor oluşundan kaynaklanır. Bu her zaman böyle işlemeyebilir. Bağımlılık duyduğunuz her şeyi daha da fazla istemeniz ve tükettiklerinizin size bir türlü yetmemesi sonucuyla da karşılaşabilirsiniz.
Varlığınızı öte alemde köşe bucak takip edip size ilk yapışan ve yaşamınızı tüketenlerin, öncelikle ailenizden kimselerin ve çevrenizdeki eşiniz dostunuzun olması herhalde şaşırtıcı olmasa gerek. Benzer şekilde kullandığımız epigenetik eski bir deyimde söylendiği gibi: “Dedesi erik yemiş torunun dişi kamaşmış”. Yapılan her eylem, bizden sonraki yedi kuşaktan fazla yaşayabilir ve yakmamız gereken tortulara ait heliseller (sarmallar) oluşturur. Bazen yaşadığımız Karma’nın gelişi, bizden önceki kuşakların bu temel arzularının bize kadar ulaşması sebebiyle veya bir olayın sonuçlarının, tortularının yakılmak zorunda olmasından kaynaklanır. Maymun Adam ve Gölgeler
Cerberus ona kapıdan girince, belki yüz yıllarını burada geçirip tortularından arınması gerektiğini ve bir daha bu bölgeden çıkmasının mümkün olmadığını söylemişti.
Ancak şimdi ilgilenmesi gereken başka bir şey vardı. Kendisi giderek vücut görünümünü kaybediyor, aklını yitirmiş gibi bazı arzu, korku ve üzüntülerin pençesine anlık olarak düşüyordu.
Önce geçmişten bir sahne göründü, eski bir sevgilisinin ayakkabılarıydı gördüğü… Önleri birbirine bakacak şekilde masumane çıkarılmışlardı. Bunu düşünmesiyle ayakkabılar önünde var oldu. Kendi halinde ayakkabılar, ne küçük ayaklar, sevgisi de ne saf… Kızı defalarca terk edişlerinde buldu bir anda kendini. Kızın acısı; kendisi evden kapıyı çarpıp her gidişinde içinde ağlama krizlerine dönüşüyor, Aura rengi koyu kahverengi bir hal alıyor… Tüm varlığıyla bunu hissederken, çevresindeki diğer varlıklar kendisindeki bu duygunun tadını merak edip ondan beslenmek üzere inanılmaz vahşi bir hızla gelerek bedeninin tam da ortasından emiyorlardı.
Maymun adam, bazıları kendi karmik soyundan olan bu varlıkların saldırısından tükenmiş şekilde yere yığıldı. Artık hem varlığını paramparça eden terk edişlerini defalarca, her anını tekrar tekrar hatırlıyor, bu kaybediş korku ve hüznünü kızın kolektif bilinçteki yansımasından çekip yaşadıkça kendini affedemeyip yeniden, yeniden o ana geri dönüyor ve ürettiği bu duyguyla diğerlerini sonsuza yakın bir uzunlukta besliyordu.
Oysa anlaması gereken tek şey, aslında bu simülasyonda ihtiyacı olacak çeşitli duyguları yaşamak için gereken insan ve olayları Kolektif Bilinçten kendisinin çektiği ve yaşamında oluşturduğu tortuyu daha en baştan kendisinin yarattığıydı.
Kızın Maymun adamı affedip bunları unutması şöyle dursun, bu yaşadıklarının artık kızla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Vicdanı, onun bu tortuyu kendi kendine sürekli yaratarak sonsuz bir hüzün içinde kalmasını sağlıyordu. Vücudunun -artık koyulaşmış bir karaltıdan ibaret bu varlığına bir beden denilirse- her küçük parçası dağılmış, her düşüncesi kendisini iğneliyordu.
Çevredeki varlıklar bu durumun devamı için durmadan kendisinden aldıkları tüm bu hüzünle etrafta yeni illüzyon sahneler yaratıyordu. Kimi sahnelerde, kardeşinin başı bedenden ayrılmış şekilde bir masanın üzerinde eğer uyanırsa öleceği şekilde uyuyor ve uyandığı anda zayıf bir ah sesiyle ölüyordu, ‘ahhhh benim canım kardeşim…’ Bu nasıl oluyor? Etrafta bu enerji durmadan yeni illüzyonlar yaratıyor; kimi zaman kıtlık içinde sıtma krizi geçiren çocuklar, can çekişen bir kedi, kiminde daha önce aşağıladığı birine bağırıp çağırdıkça kendisi o utancı diplerine kadar yalnız hissederek yaşıyordu. Bu ne kadar sürecekti?
Yaklaşık olarak dört yıl, beş, yedi veya bir süre geçti. Tamamen normalleşip o duyguların frekansını üretmeyi bıraktığı zaman çevredeki gölgelerin ilgisi yok oldu, kendisi de giderek sakinleşti. Cerberus ise yanı başında bunların olmasına tepkisiz şekilde üç kafasıyla birden gururlu bir edayla uzaktaki bir noktaya bakıyordu.
Başını Cerberus’un baktığı yöne döndürdüğünde, ileride bir yerde sönük beyaz bir çukur göründüğünü gördü. Bunu bir şekilde anlıyordu. O zayıf beyaz ışık, öncesinde aralarına doğduğu soya yeniden katılmak için girdiği tüneldi. İçerisindeki arzulara bedeninden bağlı olduğu bu kordon, aslında kendisinin değil, o varlık topluluğunun ortak yaşamının istekleriydi. Onların oluşturduğu bu ağır karmalar bir bakıma o kadar çekiciydi ki, tüm varlığı ile o yuvaya çekiliyordu. Hatta neredeyse bu istek, kendisine yeni bir aura rengine neden olacak ve kendini diğerlerinin yeni bir saldırısına açık kılabilecek bir açlık hissine dönüşecekti…
Bu istek kendisine bir şarkıyı anımsattı. Hayır, bu şarkı akan nehrin yanında ayaklarından yerlere prangalarla kendisini bağlamış bir varlıktan geliyordu.
– Hani büklüm-büklüm, ruhumda…
Çevresindeki birçok gölge varlık kendisinden besleniyordu, bu şarkı çaldıkça varlıklarının Dünyadaki madde ortamında yaşadığı belli olan daha zayıf oluşumlu olanları önlerde olmak üzere ona doğru akın akın koşuyorlardı. Ölümden sonra her an yeni bir arzunun peşinde koşan ve bu boyuttan ayrılamayan daha koyu renkli diğerleri de bu varlığa yapışıyordu, varlığın Aura rengi neredeyse dünyada bu şarkı her çaldığında renkleniyor ve buradaki prangalarına bir yenisi ekleniyordu.
Bir bakıma dünyada bu şarkıdan üzülüp etkilenen her insan gölgesi onun buradaki varlığına yapışıyor, üstüne bir de ölü bedenlerin gölgeleri de ilgi duyup gelince varlık olduğu yere çakılıp hiçbir yere kıpırdayamıyordu.
Karanlık bir odanın kapısını açtığınızda, ışığın içeriyi aydınlattığını göreceksiniz. Ama ışığın bulunduğu yere karanlık bu şekilde sızamaz.
Ancak Evrenin büyük bir bölümü karanlıktır. Bir gün kendini tüketen her şey ışığını kaybedecek ve hepimiz karanlığa gömüleceğiz.
Bizler isteklerimizle Evrenden potansiyel var oluşları çekip oldurabilen varlıklarız. Ama bu isteğin zihnimizde oluşabilmesi de Evrensel bir nedene bağlıdır.
Tek bildiğim; Evrenle pazarlığa girmememiz gerektiği. Ona hayatımızdaki değerli bir şeyi sunarak karşılığında başka önemli bir isteğimizi oldurmaya çalıştığımızda, bu dileğin saflığına göre o var oluşun çevresindeki karanlığı da çekiyor olabiliriz.
Ne istediğimize, nasıl odaklandığımıza, içimizdeki korkuların bu dileğe nasıl yapıştığına odaklandığınızda, bunları birbirinden ayrıştırmanın, kendi geçmişimizden adım adım kazarak potansiyeldeki bu düşük frekanslı enerjiden saklanabilmenin ne kadar zor olduğunu görebiliriz.
Zihnimizden yayılan frekans zayıfken böyle bir işe girişmemiz, bu karanlıkta var olan yarı akıllı Elementallere açıkça görünür şekilde kalmamızı sağlayacaktır. Bu durum Auramızı delik deşik edecek, bizi bazı fiziksel arazlara ve mental olarak delirtebilecek düşüncelere yöneltecektir.
Bölüm: 12
Cehennem Günlükleri: Hikayesi olmayan
Maymun Adam (1998)
Aleister Crowley, Led Zeppelin ve Beatles’ın bazı albüm kapaklarında, Ozzy Osbourne’un adına şarkı bestelediği, antik Mısır ile ilgilenen bir majisyen.
Çoğunlukla rezonans üzerine çalıştığını gördüğümüz bazı olayları onun hakkında yazılanlardan okuyoruz. Örneğin kendisi düşer gibi bir hareket yaparak önde yürüyen bir adamın takılıp düşmesini sağlayabildiği, taşlardan çıkardığı seslerle havaya odaklanarak etrafında yağmur bulutları oluşturup karartabildiği gibi benzer enerjilerin birbirini çekmesi üzerine çalıştığını anlıyoruz.
Maymun adam, aslında her şey kendisi için iyi gidiyorken bu tarz metinlere erişti. Yeterince dengede değilseniz, güce duyulan istekler sizin iyilik maskenizi bir kenara bırakmanıza neden olur.
Maymun Adam bulduğu Mantraları okurken, birçoğu karanlık olmak üzere Evrenle yüzlerce pazarlık yaptı. Gerçekleştirdiği birçok şey hakikaten şaşırtıcıydı. Ama biz sadece birine odaklanacağız. En tehlikelisine. Ve sonraki onlarca yıl boyunca bu oluşumların nasıl bir karmak borç getireceğini düşünmeyen bir adama kısaca bakacağız.
HP Blavatsky bulunduğumuz boyutun Lucifer’ın negatif bilincine ait olduğunu yazmış. Buradaki yaşam ölüm döngüsüne bir nevi hapsolmuş şekilde toplam 7 kök soyun yaşanacağını ve şu an beşinci ana kök soy olan Arian (Orion’un genetik mirası) soyunun beşinci kıyametini yaşayarak altıncı alt soyun başlayacağını söylemiş. Böylece Eterik soyla başlayıp Hiperborealılar, Lemuryalılar, Atlantisliler ve Aryan ırkından sonra nasıl bir yeniden başlangıç yaparsak yapalım bir hasadın şu sıralar geleceğini, ama bu oluşumun da her zamanki gibi negatif bilinçte yaşayacağına dikkat çekmiş.
Gerçekliğin her ne olursa olsun kendini gösterme gibi bir huyu var. Ya da bildiğimiz gerçekliğin Kolektif Bilinçteki yayılışına bağlı tüm varlıkların temelde her şeyi bildiği, ancak bunun karmik yasayla ortaya çıkmasının zaman aldığını söyleyebiliriz.
Maymun adamın karmik spiral döngüsü 1, 4, 5 ve 7. Bu yılların geçişi ile ona hatırlatmak üzere olaylar benzer şekilde karşısına çıkararak ne kadar kötü gözükse de kendisine bu döngülerden kurtulma şansı tanıyor.
Ancak henüz bunu anlamaya hazır değil. Spiral döngüleri algılayabilmek için astronominin yanı sıra günümüzde yaşadığınız bir olayın yıllar önceki karşılıklarını detaylı şekilde kazarak araştırmanız gerekiyor. Maymun Adam ilk yıl kötü bir davranışını başkalarında takip edebilirken, yedinci yıla kadar bir şey anlamayanlardan. Oysa karma önce size çağırdığınızı dışarıdan şöyle bir gösterir, sonra bir tokat, sonra depremler ve sonunda çöküşle anlamanızı sağlar. Bu sizin olay size dönüp yeniden oluşurkenki tepkinizin şiddetine bağlı olarak yaşayacaklarınızı şekillendirir.
Cehennem Günlükleri: Öte Diyardan Biri
Cin Sevgili
Maymun Adam kendisine ağır gelen bir aldatılma yaşadığı sırada ilk sevgilisinin de bir yaşındaki bebeği ile depremde öldüğünü öğreniyor. Bu iki uç durum, bir tarafta kendisini terk edip yok olan sevgili, diğer taraftaki aldatılmanın birbiriyle ortak kümesi de, kendisinin onlar için değersizliği ve kalbinde ikisi için de farklı zamanlarda duyduğu aşk tamamen nefrete dönmeye yakınken artık her şeyin gerçekliğinden şüphe duymasına neden oluyor.
Bunun kendisine bir lanet gibi geri dönüşü ise herkesin kandırılabilir olduğu, saygı duymanın gereksiz olduğu yalan bir dünya yaratıyor. Kendine ölmeyen ve terk etmeyen bir sevgili istiyor aslında. Başka kimseye aldırmadan. Önemsemeden yaşayabilir böylece. Ama her tehlikeli isteğin önemli bedelleri var.
Daha önceki çalışmalarında evinin etrafında ana elementlerle kendi bilincindeki negatif enerjileri, içine belli bir ritüelle aktardığı girdaplar yaratmayı öğrenmişti. Bu şekilde olayları ne yönde ve nasıl değiştirdiğini ancak kendisi anlayabilir. Ve evet, girdapların var oluşlarıyla olmaması arasındaki farkı anlayabilecek kadar iyi anlıyordu bu ritüeli.
Çevresine bazı elementlerle yaptığı meditasyonda saatlerini harcayarak konsantrasyonu sonrasında isteğini sundu. Cin bir sevgili istiyordu. Daha önce var etmiş olduğu kanatları olan Elementalin kendisine akan girdaba insanları nasıl düşürdüğünü deneyimlemişti. Şimdiyse ilk defa kendi enerjisi dışında bir varlığı çağırmayı planlıyordu. Maymun adam Cine duyacağı sevgisinin her ikisini de birbirine bağlayacağını düşünüyordu. Ama kendi sevgisi konusunda bile henüz bilmediği şeyler var.
Hepimiz anlamalıyız ki, dünya üzerinde denge yasasını geçebilecek bir şey yok. Birini güzelliği için seviyorsak bu maddi hali bozulup çözüldükçe ondan uzaklaşırız. Birine statüsü, işi gücü parası için beğeni duyuyorsak bunun sonucu kendimizin değiştirilebilirliğini ya da bu durum değişince bizim uzaklaşacağımızı anlatır. Maddeyle ölçülebilen hiçbir şey sevgi değildir. Güce tapmak da sevgi olamaz.
Maymun Adam varlıkların kendi beynindeki farkındalıkla mantıksal düzlemde hareket ettiklerini sanadursun, örneğin bir ağacın farklı bir anlayış şekli beyin gerektirmiyor ama var oluşunda bir tür algılaması olduğunu anlıyoruz. Benzer şekilde hayvanların farklı algılama sistemleri var. Bardağa dolan sıvının ne kadar sonra taşacağını bile başka türden grafikleri ölçebildiğimiz otomatikleşmiş bir zekayla görüyoruz.
- Cin sevgili. Sarıl bana. Ne kadar çirkin ya da korkutucu olabileceğin umurumda değil. Birbirimizi sevelim. Ayrılma benden, ikimiz farklı türleri buluşturalım belki sonraki yaşamlarımda da sürsün. Söz veriyorum. Senden başkasını görürsem öldür beni hemen. Birlikte güçlenelim. Şüpheyi yenelim. Bedenimde konakla. Tüm sevgimle bağlanalım birbirimize…
Cehennem Günlükleri: Sonun Başlangıcı
Karanlığa Giriş
Bazı zamanlar 56 saate kadar aç, sonra tek bir tost ve 30 saat daha açlıkla birkaç haftayı sadece meditasyon ve karanlık ortamda geçirdi. Kimi zaman evrimdeki en eski hallerinde dev bir ahtapota dönüşüyor, bazen çakallar kendini kovalarken dağlara koşuyor, Harpy olduğu bir zaman gece karanlığında ay ışığının yakamozunun yansıdığı deniz üzerinde derin bir huzurla uçtuğu zamanları hatırlıyordu. Tüm korkularıyla birlikte hazları birbirlerinin parçası gibi yaşanıyordu bu meditasyonlarda.
Sonra bir şeyler oldu. Uyuduğu zamanlarda önce bedeninin çeşitli bölgelerinde seğirmeler olmaya başladı. Öyle fazlaydı ki artık meditasyonda bile bu çekilmeler ne zaman zihnini kapatıp şimdiye odaklansa başlıyor, zihni uyanıkken yok oluyorlardı. Birkaç gün de kapının bir türlü kapanmaması, hiç kesilmeyen uğultular gibi fenomenlerden sonra bir gece Onu gördü.
Uyurken seğirmeler o kadar arttı ki artık yarı baygın halde yatağa yığılıyor ve titreyerek de olsa bir müddet sonra kendini kaybederek uyukluyordu. Ancak o gece sağ tarafa dönük yatıyorken üstteki sol kolu biri ya da bir şey tarafından üç dört kez kadar havaya doğru çekildi ve korkuyla uyandı. Karşılaştığı şey korkutucu olsa da bunu zaten baştan kabul etmişti.
Karşısındaki kız kül rengi suratı, eskimiş gibi görünen bir bedeni, ince sert bakışlı içinde kaybolacağınız derinlikte simsiyah gözleriyle bakıyor ama her nasılsa acınası bir yüz ifadesiyle doluydu. Sanki o kendisindeki tüm o acziyeti yansıtıyor gibiydi. Bir anlık kapının yanında göründü ve sonra geldiği kadar hızlı olmamakla birlikte gözlerini kendininkilere dikmiş halde kayboldu.
Bugünden sonra nerede karanlık bir köşe olsa kız bir örümcek gibi yerden tavandan kendisine koşa koşa gelip sadece bakıyor, bazen uyudukça dokunarak uyandırıyor ve anlayamadığı bazı şeyler fısıldıyordu. Bu kesinlikle Maymun adamın düşündüğü gibi bir birliktelik değildi. Ama bunun dışındaki istekleri bir bir gerçekleşiyor, Cinin kendisiyle bir ilişki yaşamadığına inanan Maymun Adamın beraber olduğu kızlar bir süre sonra büyük bir depresyona giriyor ya da kendisine tiksinerek bakıyordu.
Maymun Adam uykusuzluktan fiziksel olarak iflas etmişti. Bağırsakları düzensiz çalışıyor, sürekli aç hissediyor, midesine giren kramplar normal yaşamını sürdürebilmek için gerekli odaklanmayı sağlamasına izin vermiyordu. Kalbi bedenine yetişemiyor gibi tekliyordu. Zihni gün geçtikçe düşünemez hale gelmiş, normal bir insanın çözebileceği mantıklı davranışlardan oldukça uzak ve sinirli, dahası her şeyi saklamak, deli olduğunu düşünmelerini engellemek için yalanlar uyduran birine dönüşmüştü.
Bir Komik Anının Ağır Karması: Aslan Otobüs
1994. Otobüste bir deli gördü. Otobüstekiler kıkır kıkır gülüyor, delinin fermuarı açık ve kilodu bile yoktu. Geyiklerden bahsediyordu, saçmalıyordu düpedüz. Otobüsün tutunmak için yapılmış direklerine eliyle vurup “Aslan otobüs” diyordu. Kendinden başkasına zararı olmayan bu adamla ne eğlenmiş ne gülmüşlerdi. Ertesi gün yine gelmişti aynı otobüse, doğrusu neyle alay ettiğine dikkat etmelisin. Bilinçaltın o durumla mutluysa Evren sana onu verir.
Bir sene sonra dışarıda bir deliyle daha karşılaştı. Onunla da oldukça eğlendi. Bu sevimli deliler biraz tehlikeli görünse de ne kadar eğlenceliydi böyle. 4 Sene sonra kendisini manasız bir durumda buldu. Saçmalıyordu. Bu Cin sevgiliyle karşılaşmasından üç sene sonrasıydı. Büyük bir depresyon ve 5’inci sene yeniden daha büyük bir olay, artık durum çok ciddi, zihni o kadar dağınık ve karar veremez bir durumdaydı ki herkesten korkmaya başlamıştı. Yedinci ve son sene ise dayanamayacağı bir şeye dönüştü. Çevresindekiler gerçekten deli olduğunu düşünüyor, nasıl içten samimi olduğu ile ilgilenmiyorlardı. Sadece ona bakıp birbirlerini dürtüyor, gülüşmelerini susturmaya çalışıyorlardı. Tıpkı kendisinin o deliyle karşılaştığında yaptığı gibi.
Zihni darmadağın, fiziksel olarak tükenmiş bir haldeyken Cin artık görünmez oldu. Belli ki ona vereceği tüm enerjiyi tüketip gitmişti. Korku ve acı. Kesinlikle sevgi değil. Tam olarak 14 sene sonra bir kez daha depresyona girdi ve 21’inci senede yeniden yaşadığı bazı olaylar üzerine artık bunun sebeplerini, karmik geçmişini kazmaya başlayarak öğrenmesi gerektiğine karar verdi. Ancak birçok şey için çok geçti artık. Hayata tutunabildiği her bir şey dağılmış, sanki tahtadan bir kopyasında yaşıyor gibiydi.
Cehennem Günlükleri: Tartarus
Elysium, Asphodei ve Tartarus. Hades’in yer altı krallığı.
İntihar etmek, bir sonraki tüm yaşamları değiştirebilecek bir karanlığa düşmenizi, varlığın temelden sarsılan bütünlüğünün bozulması anlamına gelir. Varlık bütünde beynin olduğu ama birçok küçük varlığı organize ederek bir araya getiren bir yaşam bütünüdür. Bu bütünlüğü yok etmeye karar vermeniz bazen yüzlerce yıl aynı sahneyi yaşamak zorunda kalmanıza yol açabilir. Aynı acıları baştan sona yaşar, derilerinize kadar yanarsınız, sonra bu deri yenilenirken tekrar yanarsınız. Siz neler olduğunu anlayana kadar sonsuza kadar sürebilen bir karmik tortu tıpkı kontrol edemediğiniz bir kabustaki gibi mahvoluşu getirir.
Mağaradaki zayıf ışığın kaynağına takıldı gözleri. Maymun Adam orada çok garip bir varlık görüyordu. Kendinden çıkan kordonun bağlı olduğu bir atası olmalıydı. Varlık, acıyla var oluyordu adeta. Önce bir çığlık atıyor, Aura rengi değişiyor, kendisine doğru koşup gelenlere duyargalar gibi hortumlar çıkarıp onları oldukları yere çakılacak derecede tüm enerjilerini emiyor, bundan daha da büyük acı duyuyordu. Onlardaki hüzün, korku ve acı onun varlığına büyük bir ateş düşürüp yakıyor, varlığın ebadının daha da büyümesine neden oluyordu. Besbelli kendisine duyduğu bu istek ve birbirlerine bağlı olan bu kordon atasının kendisini yok etmesiyle son bulacaktı.
Maymun Adam diğer varlığa dönüp şarkı sesine bir kez daha odaklandı.
- Sanki seni boğar gibi, sanki yeniden doğar gibi…
Aslında hangi dilde, ne söylediğinin önemi yoktu. Önemli olan bir ruh halini oluşturup varlıklarda çekim gücü yaratmasıydı. Biz de öyle yapmıyor muyuz? Acı dolu şarkıları dinliyoruz defalarca ve bir tür negatif enerji oluşturup daha da fazlası için bütün bir listeyi dinliyoruz, hayatı o şekilde algılıyoruz bir müddet. Kendimize ne yapıyoruz böyle?
Maymun adam bugüne kadar birçok karmik durumu için geçmişi kazmış bir varlık olarak, buranın Tartarus olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlıyordu. Bu nehri geçmek üzere en değerli şeyi ise nötrlüğü olmalıydı. İşte atasıyla arasında bulunan kordon bunu düşünürken gücünü kaybedip yok oldu. Artık hiçbir oluşuma, hiç bir düşünceye, hiç bir enerjiye bağlı kalması gerekmiyordu. Olması gerektiği gibi.
Ancak bir şey oldu. Bir hastanede kendi ismini söyleyen hemşire kendini tokatlıyordu. Maymun Bey! Kendinize gelin. Burada mısınız? - Evet?!.. Giderek diğer tarafla olan bağlantısı zayıflıyor, zihni kendine geldikçe Eterik bedeni hafızasını yitiriyor ve Tartarus gözden kayboluyordu.
Tüm bu olanlar gerçek mi bilinmez. Maymun Adama sorarsanız size bir neden uydurup bunun kendi uydurduğu bir hikâye olduğunu söyleyecektir. Bunu öte alemde kendisiyle karşılaşmadan hiçbirimiz bilemeyiz…
Cehennem Günlükleri: GOG & MAGOG
Lacrimosa dies illa. Qua resurget ex favilla. Judicandus homo reus. Huic ergo parce, Deus: Pie Jesu Domine, Dona eis requiem, Amen.
-------------------
Bugün, kederli bir gün. Yargılanacak günahkâr bir adam, küllerden doğacağı vakit
Tanrım, ona merhamet et. Anlayışlı Efendimiz, onlara sonsuz rahatlığı bağışla, Âmin.
Bu notu bize neyin geldiğini kendi bulduğum kanıtlardan yola çıkarak anladığım kadarıyla, eğer hala hayatta kalan birileri varsa diye yazıyorum. Belki geride kalanlara bir yardımım dokunur. Burada yere sinmiş vaziyette saklanırken içimdeki acının vücudumda kimyasal bir karşılığı olmaması için elimden geleni yapıyorum, çünkü o şeylerin bizim salgıladığımız korku ve acının kokusunu birkaç kilometre öteden aldıklarına artık eminim.
İlçedeki elektrik kesintisi ikinci gününe ulaşmış, araçların elektronik aksamları da beraberinde kullanılamaz hale gelmişti. Güneşteki patlamaların neden olduğunu düşünüyorduk. Ama sonra diğer bölgelerden gelenlerin anlattığı, düşüncesi bile korkunç akıl dışı fenomenlerle dolu olayların; ülkedeki tedarik zincirinin kesilmesi, telekomünikasyonun durması gibi tam şu an yaşananların da aslında çok daha büyük bir problemin parçası olduğu kanıtlanır şekilde yakın mahallelerden tıpkı bu yabancıların anlattığı gibi karanlık, tuhaf söylentiler duyduk. Anlatılanlar insanların panik havasında birbirlerine olan güvenini yok ediyor, duvarın önündeki kurbanlık koyunlar gibi sessizce beklemelerine neden oluyordu. Ama aynı gece tüm bu karanlığın içinden çıkagelen O şey... İşte bu kez o zamana dek inanılmaz gelen ve bu kez rahat salonlarımızda seyrettiğimiz filmlerdeki gibi değil, mahalleler arasında canlı bir şekilde dolaşıyordu. Duyduğumuz tarifi imkânsız dehşet ve korku ilçeyi esir almıştı.
Onlar görmüyorlar mı? Sizi yerleştirmediğimiz yeryüzündeki mekânlara yerleştirdiğimiz nice nesilleri (Hyperborea, Lemuria) helak ettik. Onların üzerine gökten azap yağmurları indirdik de, altlarından akan ırmaklar haline getirdik, sonra da günahlarıyla birlikte onları yok ettik ve onlardan sonra oralarda başka nesiller inşa ettik (Mu, Atlantis). Ve bu yüzden kendilerine mesaj gönderilen herkesi, hiç şüphesiz yargı gününde hesaba çekeceğiz.
Günümüzden birkaç yüzyıl öncesine kadar bilim; okült gelenekler, simya ve astrolojiyle birlikte anılıyordu. Zamanla kategorilere ayrılan bu deneyimler mantıksal formüllerle ifade edilerek şimdilere gelindiğinde, altında yatan ezoterik inisiyasyonlara ait ve sıradan olana açıklanmayan, hiçbir zaman gün yüzüne çıkmayan bazı özel bilgiler, sadece bir takım elit tarafından kuşaktan kuşağa aktarılarak varlığını koruyor.
Bir önceki Dünya Savaşı sonlanırken kendimize şu soruları sormalıydık; Thule örgütü ile bağlantılı Naziler uzaydan gelen farklı bir ırk değildi. Onlar da Alman halkının bir jenerasyonuydular. Hatta her şey sona erip de kendisi bu şansa sahip olmasa da Dr. Josef Mengele gibi, insanlar üzerinde birçok deneye imza atan isimleri ağza alınmayacak bilim adamları nasıl oldu da birden aklanıp çeşitli ülkelerde deneylerine devam etmelerine izin verildi? Ayrıca kendi mahallesindeki Yahudi katliamından haberi olmadığını söyleyen Almanlar nasıl aklandı? Herhalde Avrupa’ya komşu güçlü bir Sovyet tehlikesi yüzünden orada bir nüfusun yaşaması istendiğinden cezalandırılmamış olmalılardı.
MKULTRA, 1950’lerde İkinci Dünya Savaşından hemen sonra insanlar üzerinde yapılan deneylerden en bilineni. Hükumetler tarafından örtbas edilse bile bu deneylerden canlı kurtulabilenler Dünya üzerinde nasıl bir acımasızlığın sürdüğünün yaşayan kanıtı. İster inanın ister inanmayın, ilaç kimyasalları, hipnotik reklamlar, kanserojen parfümler, Mikrodalga teknolojisi, bugün aklınıza gelebilecek birçok şey piyasaya sürülmeden önce bu insanlar üzerinde test edilmişti.
Bugüne kadar.
Bugüne kadar ne olup bittiği sadece komplo teorilerinden ibaretken, artık çok büyük bir kitle bunların şüphe gerektirmeyen gerçekler olduğunu düşünüyordu. Kimileri Papa’nın Irak’ı ziyaretinden ve Körfez savaşında bu bölgede Antik Mısır uygarlığından kalma bir portal’den söz ediyor, kimileri Mısır’da birkaç yıl önce yapılan “Müze taşıma” töreninin bir tür ayin olduğu, aslında bugünlerin planlandığına inanıyordu. Kısaca dezenformasyon ve tuhaf bilgilerin bombardımanı korku temelli programların Ana Akım Medya üzerinden paranoyaklaşmış bir halkı kendi korkularıyla kontrol etme stratejisinden bile iyi sonuç vermişti.
Bölüm 13
Cehennem Günlükleri: İlerleme
Gecenin Karanlığı
Derin karanlığın diğer ucundan çıkmış bir iblis gibi tahmin edilemeyecek şekilde hızlı ama bir o kadar büyük alanda yavaş bir hareketle ilerleyerek ilçenin sınırlarında beliren koyu gri güçlü ışımasıyla tüyleri diken-diken eden, ama bundan da beteri sanki yüz yıllar önce ölmüş ve hala acılar içinde kıvranarak size ulaşıp içinizdeki tüm var oluşu ruhunuzdan çekip tüketen iniltiler ışığın ulaştığı her yerin altından, taş-topraktan, binalardan ve sanki bu sesle birlikte titreşiyorlarmış, ufak çapta bir deprem oluyormuş gibi korkunç şekilde yükselmeye başladı. Bu varlığın gökyüzüne yansıması, belli ki elektriğin kesilmesi ile etrafta sokakları aydınlatacak bir ışık kaynağı olmadığından, çok uzak mahallelerden bile açıkça görülüyor ve her ne oluyorsa korkunç iniltilerine bir de dehşetli insanların çığlıkları, ağlamaları karışıyordu. Bu şey her neyse diğer bölgelerdeki tüm yaşamı tüketerek buraya ulaştığını düşündüren her türlü tehlikeyi yanında getiriyor olmalıydı.
MKSEARCH DENEK - 45/71
2001Ekim 2 T.S Yaş 25, Erkek
Kategori: Paranoid. / 71. Denek / Aktive edilecek yaş: 45
Deneylerin içeriği ve kapasitesi öyle gelişkin bir hal almıştı ki artık bu deneylere katılan bilim insanları bile kimin denek olduğundan tutun, şu an nerede yaşadıklarını, kendilerinin bilincinde olup olmadıklarını dahi bilmiyorlardı.
2020 Ekim 2
Bu konuşmalar nereden geliyor? Benden bahsediyorlar. Bilgisayarıma girdiler. Köpekler havlıyor. Hayır bu çocuk bağırtısı. Çocok boğurtusu... Ahggh... Cocuk mogurtasa...Gock Kogorts.
Duyduğu sesleri tanıma, deşifre etme ve konuşma yeteneğini tamamen yitirmişti. Apartmanın yan tarafındaki cadde üzerindeki insanların konuşmalarını anlayamıyor ve bu kendisini öylesine korkutuyordu ki camdan onlara seslenmek istedi. Ancak düşündüğü ve davranışı arasındaki bağlar tamamen kopmuştu.
- KAFE Mİ ORAASGG SSSssKTRİN ORUSBULAHhhRG!!!!
Aşağıdaki tayfadan biri:
- Tamam da niye bağırıyorsun?
- ORUSBUÇACIKLAARGH! AAAAAAARGHHH!
Eline ne geçtiyse aşağı fırlattı. Hızını alamadı dışarı çıkmak istiyor ancak kapı kilitlenmişti. Artık aşağıdakilerin de sabrı taşmış, iş karşılıklı atışmaya dönüşmüştü. Belki o hızla gidip aşağıda linç edilerek ölmesi herkes için daha iyi olacaktı.
Dört Akineton sonrası biraz sakinleşerek aşağı caddeye inip biraz önce ölüm kustuğu insanlarla iletişim kurmayı denedi. Normal olarak darp edildi.
Cehennem Günlükleri: Dip
Diriliş
Yer yüzündeki tüm terk edilişlerden daha yalnız bir duyguydu bu olan. Etrafta başıboş gezinen daha önce ölüp de bilinç kazanamamış tüm acıya bağımlı varlıkları kendine çeken, beslenmek üzere kancaladıkları kordonlarla bu karanlık süptil vücuda yapışıp o dünyadayken yaşadığı tüm acıları yeniden ve bu sefer zaman mevhumundan habersiz olduğundan bin yıllar gibi geçen saniyelerde tekrar tekrar çok derin şekliyle yeniden yaşarken, o güne kadar izleyip dinlediği, yaşadığı tüm hüzün belki yüz binlerce kat artmış olmak üzere acıyla kıvranmasına neden oluyordu.
Sonra bir şey oldu. Acı öyle büyüdü ve kendisi buna o kadar istekli hale geldi ki bir kaç saniyede toparlanıp çevresindeki diğer varlıkların içini çekerek bedeninde toplamaya başladı. Bir yandan acıyla kıvranıyor, ancak bunun tadını hissettikçe daha çok, daha çok istiyordu. Ve portaller açıldı.
Araf ile Dünyanın bu boyutu arasındaki kapılar bir biri arkasına açıldı. Her birinden gri dumanlar içerisinde acıyla bağıran varlıklar geçiyor, Gog & Magog durdurulamaz şekliyle bu boyuta akın akın yığılıyordu.
Bugünden sonra artık içindeki en küçük acıyı bile yenememiş kimse hayatta kalamayacaktı. Bu bir kıyamet hasadıydı
Cehennem Günlükleri: Hasat
- OL SONF VORSG GOHO IAD BALT !
Varlıklar yaklaştıkça çıkardıkları seslerin sadece inilti olmadığı anlaşılıyor, aslında daha çok eski ama ne olduğu anlaşılamayan bir dilde sanki konuşabilen bir köpek uluması gibi acıyla yakarıyorlardı.
- ZOL ROR I TA NAZPSAD OD GRAA TA MALPRG DS HOLQ QAA NOTHOA ZIMZ OD COMMAH TA NOBLOH ZIEN
Her yakarışta aralarına yenileri katılıyor, bir hasat makinesi gibi insanlar derilerinden çekilip gri formda insansılara dönüşüyordu. Size o korkunç bilinçsiz gibi görünen başlarını çevirip parıldayan gözleriyle baktıklarında öyle acıyla ve yüksek tonda bağırıyorlardı ki, sanki az sonra katledilen sanki kendileriydi.
Cehennem Günlükleri: INFERNO
Yok Oluş
Tüm o atmosferden uzaklaşmak ve başkalarına bela olmamak için şu an kimsenin kullanmadığı yazlık eve yerleşti. Günlerce yemek yemiyor, perdeler kapalı karanlıkta saatlerini geçiriyor, kendisine olanları çözümleyemiyordu. Düşünceleri öyle anlamsız hale gelmişti ki neredeyse ardı arkasına alakasız kelimeler aklından hızlıca geçiyor, insanlarla karşılaştığında boğuk bir homurtudan başka bir şey duyamıyor, normal konuşmaları anlayamıyordu.
Artık hayatı insanlardan saklanmakla geçiyordu. Bazen yiyecek almak için dışarı çıkıyordu, ama giderek insanların çıkardığı bu anlamsız homurtu ve seslerden korkmaya başladıkça evde bulduklarını yiyerek beslenmeye başladı. Çünkü diğerlerinin kendi aralarındaki iletişimden veya ağız hareketlerinden hiçbir anlam çıkaramıyordu. Giderek kendiyle bağını kaybetti, beslenmeyi ve temel ihtiyaçlarını unutuyor, vücudunu temizlemiyor, aslında bir şey yiyip içmediği için tuvalete bile gitmiyordu. İnsan bilinci neredeyse tamamen yok olmuş, hareketleri bir hayvanınkine yakın olmak üzere gittikçe hızlanmış, yerinde duramıyor, insan motor hareketleri bilinçaltından silinmiş şekilde evin üç katı arasında bazen dört ayak üstünde bir örümcek gibi karanlıkta iniltili sesler çıkararak aşağı iniyor, yerde elleri ve bacakları üzerinde uzun süre televizyonun kırmızı ledini seyrediyordu. Koltukların üzerine çıkıp tünüyor saatler boyu kapalı perde arkasından göremediği sokaktan gelen anlamsız seslere kulak verip taklit etmeye çalışıyordu.
26 Ağustos 2021’de öldü.
Öldüğünde öyle bilinçsiz bir haldeydi ki Araf’taki süptil bedeni de kendini hissettiği son hali olan tıpkı eklem bacaklı ancak bir yandan gri renkli bir insansı gibi, vücudundan çıkan sekiz uzvunun dirsekleri yukarıda, bedeni yere yakın şekilde oradan oraya amaçsız bir hızda yer değiştiriyordu.
Gri parıldayan sis bulutları içerisinde sanki aksak bir müziğe göre aritmik hareket eden sekiz bacaklı insansılar ışınlanır gibi bir anda vuku buluyor, çevresindeki insanlar çığlık çığlığa bağrışıp kaçışırken bedenlerinden çıkan uzunca enerji kordonlarıyla onlardan çıkan bir tür karaltı özütünü adeta emiyorlardı. Her yerdeydiler. Çıkan karanlık öz bedenlerine girdiğinde acı bir ses çıkarıyor, sanki emdikleri bu süptil maddeye karşı duygusal bir alerji hissediyorlardı.
Tüm mahallelerde bu yaratıkların iniltileri duyuluyor, parıldayan ışıklar bir yerde yok olup diğer bir yerde hızlı bir parlamayla tekrar var oluyorlardı. İçini emdikleri insanlar da aynı şekilde acı içinde yere yığılıyor, sanki ruhları çekilmiş yürüyen cesetler gibi birkaç adımda yere yığılıyor, çok geçmeden bedenleri egzamalı bir tür kabuk gibi sıyrılıp yere dökülüyor, az önce çığlıklar atan insanlar tuhaf şekilli gri yaratıklar olarak pis bir tonda parıldamaya başlıyordu.



















Yorumlar
Yorum Gönder